Tablonun ve Zamanın İçinde

29 Mart of 2011 by

23 Şubat 2009, Haleb, Suriye

Otobüs durduğunda akşam karanlığı inmek üzereydi. Şöyle bir etrafa bakındım; gideceğimiz yönü kestirmeye çalıştım. Emin olmak için birine sordum. Cevabı vermekle kalmayıp çantalarımızı taşımamıza yardım eden bu güzel insan otele yakın bir yere kadar eşlik ederek bir kez daha bize nazik ve yardımsever bir yaklaşımın sevincini yaşattı…

Zaher Al – Rabıh Oteli’nin taş basamaklarını çıkarken yol boyunca karşılaştığım nazik insanlar bir bir gözümün önünden geçtiler. Kafamda bu düşünceler olduğu halde resepsiyondaki adama merhaba dedik. Oda anahtarlarımızı alıp yerleştik. Birer duş alıp yemek yemek üzere dışarıya çıktık. Baron Otelin önünden geçtik. Bir zamanlar büyük Atatürk`ün kalmış olduğu 1911 yılı yapımı bu eski taş yapı orada hala konuklarını ağırlamaya devam ediyordu…

Ertesi gün sabah erkenden çıktım, yürüyorum El Jıdeyde Meydanı’na doğru. Ara sokaklardan birindeyim; Halep’in tarih kokan dar sokaklarından birinde. Adımlarımı attıkça yerden havalanan güvercinler evlerin balkonlarına konuyor. Kanat çırpışları kulağımdan kalbime ulaşıyor sanki…

Dar bir sokak boylu boyunca uzanıyor, her iki yanda evlerin yüksek taş duvarları dikkatimi çekiyor. Etrafta çok fazla insan yok; ortalık sessiz, yavaş adımlarla yürümeyi sürdürüyorum; sanki ben giderken yanda gördüğüm taş duvarlar bana doğru geliyor. Aslında bu dar sokaklarda yürümek hoş bir duygu bırakıyor insanda; yolun nereye doğru devam ettiğini doğrusu kestiremiyorum. Zira bazı yerlerde sokakların üstü kemerlerle kapatılmış. Bir açıklıktan geçip kemerlerden girip üstü kapalı bir sokağın devam etmekte olan kıvrımında buluyorum kendimi…

Derken zihnim yavaşlıyor, yürümekle durmak arasında asılı kalıyorum; bir gevşeme hali ki sanki kafamdan aşağıya inen bir ağırlık ayaklarımdan çıkıp gidiyor; hafifliyorum, kendiliğinden gelen bir gevşemenin tatlı rehaveti çöküyor üstüme. Duvarlardan birine yaslanıp orada öylece duruyorum. Sokaktan insanlar geçiyor; hiç kıpırdamadan etrafı izliyorum; kafasına büyük bir şapka takmış yaşlı bir adam yere bakarak yürüyor, ardından bir çocuk koşar adımlarla adamı geçiyor. Yüzü sıkıntılı bir adam telaşlı adımlarla yürüyor. Topuklu ayakkabılarıyla bir kadın bir adamın koluna girmiş vaziyette yanımdan geçip gidiyor; kadının üzerindeki siyah kürk manto ve ayakkabılarının çıkardığı o ses bir süre daha benimle kalıyor…

Birden tablo durdu; insanların yüzlerindeki ifadelerin yaşamın içinde değişik zamanlarda ve çeşitli durumlara göre değiştiğini düşündüm; her şeyin gelip geçici olduğunu, asıl kalanın ruhumuzda bıraktığı etki olduğunu bir kez daha anladım…

Derken kilisenin çanlarını duydum. Çağrıya ben de uydum. Bir pazar ayini, içerisi kalabalık. Arka sıralardan birine oturdum. Kulağıma gelen o güzel müziği dinledim. İnsanları izledim; arada ayağa kalkışlarını, oturuşlarını, dua edişlerini ve yakarışlarını. Toni’yi hatırladım. İçimizde hissettiğimiz şeyin dışarıdaki çeşitlilikle bağlantı kurduğunu ve bu bağlantıyı kendi zayıflığımız ve gücümüze göre seçtiğimizi veya o bağlantının bizi seçtiğini bir kez daha fark ettim; zeki enerjinin neye çekilip neyi iteceğini çok iyi bildiğini, rastlantısal hiçbir şeyin olmadığını…

Bu açıdan bakıldığında iyi ve kötü, doğru ve yanlışın da aslında ne denli yetersiz ve değişken tanımlamalar olduğunu, her şeyin ama her şeyin birer deneyim olduğunu ve ruhun bu deneyimlerin kendisiyle değil bıraktığı etkilerle ilgilendiğini bir kez daha fark ettim. Önemli olan deneyimleyerek yaşamaktı, yaşayarak anlamaktı. Ve en nihayet anlayışla gelen bilgeliğin olduğu bir zihin durumunda olmanın hiçbir şeyi yadsımadan aynı zamanda da hiçbir şeyin tarafını tutmadan bakabilmek olduğunu, var oluşun bu çeşitliliği doğal bir şekilde yarattığını düşündüm. Kaos ta, saflık da, inanç ta, yaşayış ta bu çeşitliliğin içindeydi. Her şeye bu açıdan bakabilmenin insanı rahatlattığını fark ettim. Ne de olsa reddedilen şey güçlenip kabullenilen şey yok oluyordu. İnsanın yaşamı içselleştirmesi ve deneyimi dönüştürmesi de ancak böyle mümkün oluyordu…

Yerimden kalktım. Kapıdan çıktım. Geldiğim sokaktan geri döndüm. Yürümeye devam ettim; köşe başından başka bir yola doğru…

Previous:

Haleb Yolunda

Next:

Yol ve Yolcu

You may also like

Post a new comment