Taftan Çölü’nde Rastlantının Böylesi

11 Eylül of 2011 by

11 Şubat’07, Belucistan, Pakistan

Çölün içinde sallana sallana kıvrılarak akan, eski ve süslü bir Pakistan otobüsündeydim. Otobüs çöle girdiğinde herkes uyuyordu. Bazen öyle çok sallanıyorduk ki, bu sallanmaların burada doğal olduğu malumdu. Koltuklar hep doluydu, herkes uyuyordu, koridorda yerde uyuyanları fark ettim ardından. Yere boylu boyunca uzanmış, bir şey sermeye bile gerek duymamışlardı.

Bu insanlar hakikaten çok değişiktiler. Üstlerine rahat, geniş bir entari geçirip, puşilerini kafalarına, yüzlerine sarıyorlar, böylelikle giyinmiş oluyorlardı. Yemeklerini öyle her yerde yiyebiliyorlardı. Tuvaletlerini her yere yapabiliyorlardı. Hiçbir şeye gereksinim duymuyorlar, belli kıstaslara girmiyorlardı. Pakistan’da yaşamak böyle olmayı gerektiriyor gibiydi…

Çöl kapkaranlıktı. Hiçbir şey görünmüyordu; karanlığın içinde ışık saçarak giden Pakistan kamyonları hariç. Onları kaçırmıyordum. Gözden kaybolana dek izlemek en büyük otobüs keyiflerimden biri olmuştu. Her biri karakteristikti. Biri diğerine benzemiyordu. Üstelik geçerlerken hoş bir müzik bırakıyorlardı arkalarında. Kamyondan sallanarak çıkan sesler, sanki bir koronun ihtimamla çıkardığı seslermiş gibi geliyordu kulağıma. Öyle dalmışım ki, otobüsün polis kontrol noktasında durduğunu sonradan fark ettim. İçeriye iki görevli girdi. Ve yabancıların otobüsten inip pasaport kontrollerini yaptırmaları istendi.

Otobüsten aşağıya indiğimde iki kişi olduğumuzu fark ettim. Kontrol odasında ismimi, pasaport bilgilerimi yazdığım sırada yanımdaki kişinin ‘ben bu ismi bir yerden biliyorum’ dediğini duydum ardından. Tuhaftı. Çok şaşırmıştım. Ve Özgür’le işte böyle karşılaştık…

İkimiz de birbirimizi nereden tanıdığımızı düşüneduralım, onun ismi de bana hiç yabancı değildi. Ama onu daha önce görmediğime de emindim. Ayaküstü konuşurken hatırladım. Hindistan’a karayolu ile giden kişilerin deneyimlerini araştırırken Özgür’e bilgi vermesi için mesaj atmışım. O da bana cevap vermiş ve böylece birkaç kere yazışmışız. Burada, aynı otobüste karşılaşmak varmış meğer. İkimiz de sevindik. Tekrar yerlerimize geçtiğimizde rastlantının böylesi diye düşünmeden edemedim.

Uyumuşum. Uyandığımda gün çölün üzerine doğru doğuyordu. Bir süre öylece çölü izledim. Ara ara kumların oluşturduğu minik tepecikler göze çarpıyordu. Bitki örtüsü çalılıklardan ibaretti ve yok denecek kadar da azdı.

Belucistan’a indiğimizde çantalarımızı aldık ve Özgür’le beraber pasaport işlemlerini halletmek üzere tel örgünün hemen yanındaki binaya girdik. Fazla beklemedik, bir süre sonra çıkış işlemleri tamamdı. O arada görevlinin birer çay davetini geri çevirmedik ve çaylarımızı içerken ondan gelen sorulara cevap vermeyi de ihmal etmedik.

Özgür, Hindistan’dan Türkiye’ye birçok defa karayolu ile gidip gelmişti. Oralarda ne yaptığını sorduğumda uzun süredir Hindistan’da yaşadığını, müzik yaptığını ve bir grubu olduğunu öğrendim. ‘Cura’sı da yanındaydı. Tepesinde topladığı saçları, yüzündeki huzurlu ve sakin ifade içime işlemişti. Az konuşuyor, bazen meraklı sorularıma yeteri kadar cevap vermeye özen gösteriyordu. Karşılaşmamız önemliydi. Belli ki farklı biriydi ve sıradan değildi. İran’a birlikte girecektik. Ben Zahedan’dan, oyalanmadan İsfahan’a geçecektim. O hiçbir yerde fazla oyalanmadan Türkiye’ye dönecekti. Ve tel örgülerin dışına çıktığımızda Pakistan bir kez daha geride kalmıştı. Yine çok kısa bir sürede Pakistan’ı geçmek durumunda kalmış olmaktan dolayı, aklım oralarda kalmış gibiydi. Burada daha fazla kalma isteğim, tekrar gelme isteğimi kamçılıyordu. Bu ilk deneyimdi. Ve içimden son olmamasını diledim…

 

Previous:

Gidişe Doğru

Next:

Hussein Alizadeh

You may also like

Post a new comment