Taksideki Kız

14 Eylül of 2011 by

16 Şubat’07, Tahran, İran)

Nakş – ı Cihan Meydanı’nda dolaştım, durdum. Kemerlerin altından geçerken, kılık kıyafetleri incelerken, çayhanelerinde çay içerken mutluydum. Kaldığım otel de güzeldi güzel olmasına ama ucuz da değildi. Başka bir otelde kalmayı da tercih etmemiştim, bu şehir bu otelle güzeldi. Anılar arasındaki yerine bir başkası girsin de istememiştim. O nedenle kendimi hazırlanırken buldum. İsfahan’a doyum olmazdı, yine de Tahran otobüsündeydim işte…

Tahran’a girer girmez gördüğüm kalabalıktan, trafikten ürkmüş, büyük şehirlerin her nerede olursa olsun ruhunu kaybettiğine olan inancımı kuvvetlendirmiştim yine. Otobüsten indiğimde doğrudan Ali’nin verdiği adrese gitmek üzere bir taksi çevirdim. Bununla birlikte çevirdiğim dördüncü taksiydi ki hiçbiri ile anlaşamadık. Yolu bulmak, adresi bulmak gözümde büyüyordu ve metro kullansam nasıl olurdu diye aynı anda da düşünüyordum. İran’da taksiler ucuzdu ucuz olmasına da metro kadar hızlı gidemezlerdi, biliyordum.

Elimdeki yazı İngilizceydi ve sorduklarım anlamıyor, ilgilenmiyorlardı bile. Metro neredeydi, buraya uzak mıydı değil miydi? Sırt çantamın ağırlığı bir taraftan, bunları düşüneyim diğer taraftan kendimi başka bir taksi şoförüne adres sorarken buldum. Adam Farsça bir şeyler söyledi, anlamadım. Taksinin içi kalabalıktı ama burada böyleydi. Dolmuş taksiler vardı. Derken arka tarafta oturan bir kız, adama uzattığım nota baktı ve beni içeriye çağırdı. Oturduğumda kızın sıcak gülümsemesiyle karşılaştım ilk. Bana yardımcı olacağını söyledi. Hızır gibi yetişmişti. Birlikte bir yerde indik. Sonra tekrar başka bir taksi çevirdi, ben benim için çevirdiğini sanmıştım ama benimle birlikte o da binince şaşırdım ve yüzüne baktım. Elimdeki adrese gitmenin kolay olmadığını, bulunduğumuz yerden bir hayli uzak olduğunu, bana yardımcı olmak istediğini ve benimle geleceğini söyledi. Mahcuptum, teşekkür ettim ve kendimi onun rehberliğine bıraktım…

İlginçti. Vakit akşamüzeriydi. Ve hiç tanımadığı biri için yardım etmek niyetiyle yollara düşen hali takdir ediciydi. Aynı anda da şoktaydım. Böylesi bir yardımı doğrusu hayal etmemiştim. Ona karşı sevgiyle doldum. Beni gideceğim yerin kapısının önüne kadar bıraktı. Taksi parasını verdirmek istemedi. Kesinlikle kabul edemeyeceğimi söyleyip uzattım parayı. Ancak kendisi için ödemek istediğim kısmını almadı. İnerken Hindistan’dan aldığım simli, pullu minik çantalardan birini hediye ettim ve kuvvetli bir şekilde elini sıktım, sarıldım.

Bunun gibi yardımları İran’da çok görmüştüm. Bir keresinde yolda yürürken bir yer sorduğum bir adam, yönünü değiştirip bana gideceğim yere yaklaşana dek eşlik etmişti. İran’da kime ne sorduysam, içtenlikle ve yeri bulacağımdan emin olana dek eşlik etmiş, yardımsever yaklaşımlarını esirgememişlerdi. Doğrusu bu insanda hoş bir duygu uyandırıyordu. En çok fark ettiğim şeylerden biri de aramızdaki bağın güçlü olduğuydu. Bizi seviyorlardı. Komşuları Türkiye’yi ve Türk insanını seviyorlardı…

 

Kapıyı çaldığımda Ali Mansoor işte karşımdaydı. Sarıldık. Sevindik yeniden birbirimizi gördüğümüze. Ali’nin saygılı ve hürmetkâr tavırları, onda misafir olma niyetim için, içimde en ufak bir şüpheye yer bırakmayan cinstendi. Nitekim benim için yemekler hazırladı ve yorgun olma ihtimalim nedeniyle de erkenden kalacağım odayı gösterdi. Burada istediğim kadar kalabileceğimi, beni konuk etmekten mutlu olacağını özellikle belirtti. Şaka gibiydi. Doğu insanı işte böyleydi…

 

Previous:

İsfahan’ın Çayhaneleri

Next:

Şah’ın Sarayı

You may also like

Post a new comment