Tarihsel Döngü

16 Eylül of 2011 by

17 Şubat’07, Tahran, İran

Şah’ın sarayının içindeydim. Ana bölümden yukarıya doğru çıkan ahşap merdivenler ilgimi çekti. Üstünde Pers figürleri vardı. Uzun uzun inceledim. Bir zamanlar İran’ın Persia olarak anıldığını biliyordum. Ahşap merdiven bir tarihi betimliyor gibi aşağıdan yukarıya doğru uzanıyordu…

Odalardan birine adımımı atar atmaz büyük Atatürk’ün fotoğrafı ile karşılaşmak hem heyecanlanmama hem de onurlanmama neden oldu. Şah Rıza Pehlevi’nin yakın arkadaşı olduğunu, birbirlerini anlayan iki devlet adamı olma niteliğini taşıdıklarını biliyordum. İran tarihini düşündüm. Rıza Han veya Rıza Şah olarak da anılan Şah Rıza Pehlevi, 1925 ve 1941 yılları arasında Rusların 1. Dünya Savaşı’nda onu istifaya zorlamasına dek İran’ın şahıydı. Yıllardır İngilizler mollaların nabzını tutuyor, verdikleri destek ile Şah’ın cumhuriyet hayaline engel olmaya çalışıyorlardı. Eğitimsiz halkın da bilinçsiz desteği, ülkenin reformlarını sekteye uğratıyordu. Cumhuriyet hayalini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Şah, 1925’te kraliyetini meclise kabul ettirdi ve krallık yemini etti.

Medreselerin kapatılarak modern okulların açılması, kadınların bireysel hak ve özgürlükleri için yapılan reformlar, büyük Atatürk’ün kıyafet ve şapka devrimine karşılık gelen yenilikçi hareketler, ziraatın canlandırılması, fabrikaların kurulması, bireysel silahlanmanın yasaklanması devam ediyordu ama Şah’ın tam bağımsız İran hayali, İngilizler tarafından el altından desteklenen ülkedeki mollalar ve din adamlarınca toplumu verdikleri fetvalarla yönlendirmeleri nedeniyle engelleniyordu. Ülkesi üzerindeki İngiliz hâkimiyeti de böylelikle devam ediyordu…

1941’de Ruslar kuzeybatıdan, İngilizler de güneyden ülkeye girince, orduya ‘hazır ol’ emri vermesine karşılık zamanında Ruslardan alınan silahların çalışmaması nedeniyle politik hile kurbanı olan Şah, yabancıların İran’a girmesini engelleyemedi. İstifa etmek zorunda kalan Rıza Şah, İngilizlerin de kabul etmesiyle yerini veliaht oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’ye devretti. Böylelikle İngiliz istilası tamamlanmış oldu.

1941 ve 1979 yılları arasında tahtta kalan Muhammed Rıza Pehlevi, Batı yanlısı bir politika izleyerek, babası Şah Rıza Pehlevi’nin izinden gitmedi. Ülke, baskıcı yönetim biçimi, hükümetteki yolsuzluklar, petrol ihracından sağlanan gelirlerin dengesiz dağılımı ve bunun gibi yanlış uygulamalardan dolayı karışıklığa düştü ve gitgide artan muhalefetlerden ve ardı ardına hükümetin düşmesinden sonra Şah, 1979’da ülkeyi terk etti. Böylece önü açılan, muhalefetin çevresinde toplandığı Ayetullah Humeyni, 1 Nisan 1979’da İran İslam Cumhuriyeti’ni ilan etti.

İşte böyleydi. Odalarda gezinirken, oturulan, yemek yenilen bölümlerde dolaşırken ülkenin bugünkü rejiminin nereden nasıl geldiğini, nasıl değiştiğini, neden değiştiğini düşünmeden edemedim. Örnekti. Tarih tekerrürden ibaret değil miydi?

Karanlık bir el hiç durmadan birtakım kılıflarla gerçek yüzünü saklayarak insanların yüreklerine dokunup onları karartmaktan tarihler boyunca çekinmemişti, çekinmiyordu, çekinmeyecekti!

 

Previous:

Şah’ın Sarayı

Next:

Ahuramazda

You may also like

Post a new comment