Thamel’de Bir Buluşma

09 Temmuz of 2011 by

Kathmandu, 19 Aralık’06

Akşamüzeri aldığım mesaj, Türkiye’den beri haberleştiğimiz, Hindistan yolunu düşlerken internet üzerinden irtibat kurduğumuz Veysi Mahir’dendi. Ve ben İran ve Pakistan üzerinden karayolu ile gitme hayalleri kurmama rağmen, kimi önyargılardan dolayı Hindistan’a doğrudan uçakla gitmeye karar verme konusunda gidip geldiğim günlerde Veysi Mahir’in öneri ve araştırmalarını benimle paylaşması sayesinde karayolu konusunda netleşmiştim…


Burada Kathmandu, Thamel’de olduğunu öğrenince hemen cevap yazdım ve buluştuk. Aynı akşam Fuji’yle de buluşacağımıza dair söz verdiğimden dolayı aynı yerde hep birlikte randevulaştık. Thamel’in tütsü kokan sokaklarından yürürken gün geceye dönüyordu…

Buluşacağımız yer güzeldi; tahta köşklerin üzerine oturdum, beklemeye başladım. Önce Veysi geldi, tanıştık. Onun da aynı yolu geldiğini biliyordum. Ama o benim kadar uzun süre kalmamıştı yollarda. Olabildiğince Hindistan’a bir an önce gelme niyeti ile hareket etmişti. İstanbul’da bir bankada çalışıp hiç sevemediği iş ortamından, ast, üst ilişkilerinden bağlarını koparıp yola düşenlerdendi o da. Yaşamın bize dayatılan materyalist ve kapitalist görünümünün bir an gelip de tüm bakışımızı ele geçirmesinden, hayatımıza olduğu gibi hükmetmesinden rahatsız olup kendi çözümlerimizi bulmak üzere radikal karar ve niyetlerle hareket eden yanımıza bir şişe şarap açtık ve ardından koyu bir sohbete daldık…

Bir süre sonra Fuji kapıda göründü. O da aramıza katılınca keyfimiz iyiden iyiye yerine geldi. Orda bir süre oturduktan sonra Fuji güzel bir yer bildiğini, harika yemekleri olduğunu söyleyince acıkan karnımıza uyup Momo Restaurant’a doğru yürümeye koyulduk. Siparişleri verip kaldığımız yerden sohbete devam ettik. Fuji her zamanki gibi neşeli, sürekli gülümsüyor, Veysi biraz kederli, bense ortası; karışık. Veysi’nin işi bırakmasına bir türlü anlam veremeyen ailesi yüzünden üzerindeki baskı nedeniyle kafasının rahat olmadığını biliyorum. Bir türlü seyahat eden yanına tam olarak eşlik edemediğinin de farkındayım. Hangi birimiz edebiliyoruz ki! Belki de Fuji edebiliyordur. 9 yıldır yollarda ve yaşam biçimini bize göre daha bir oturtmuş olduğu aşikâr. Ben de aynı durumdayım keza. Düşüncelerin eşliğinin beni geçmişe doğru çektiğinin farkındayım. Veysi’yle aramızdaki fark belki de benim farkında olmamdır. O ise bunu fark etme yolunda…

İnsanın niyeti önemlidir. Hem de çok önemlidir. Bizi birtakım şeylerin içinde tutan da ayıran da bu. Kendi içsel direncimizse her zaman bizi kendi yaşam yolumuza çekmeye çalışır. Okuduğumuz, hissettiğimiz, düşündüğümüz ve gördüklerimizin ortak bir havuzda varlığımızı şekillendirmesinin ötesi var. Ve bu ‘öte’ bizim özümüzdür. O öz içinde bulunduğumuz her türlü kalıbı ve yanılsamayı reddeder. Bu reddediş aslında bizi biz yapan şeydir. Neden yaşamımızı belirli bir monotonlukta, diğerleri gibi sürdüremediğimizin cevabıdır bu işte…

Korku! Yaşamaktan korkmak mı yoksa korktuklarımızla yüzleşmek mi? Korkular bize öğretilenlerdir. Varlığımızda olmayan bir şeydir korkmak. Güvenli yaşamların içine demirleyen yanımız, bizi diğer yanımızdan uzaklaştırır. Özgürlük tutkusu ise her türlü korkuyu ve güvenli koşulları darmadağın ederek yolu temizler. Özgürlüğe duyduğumuz özlem aslında, kirlenen yaşamlarımızın içinde, nefes alamayan varlığımızın temizlenme arzusundan başka bir şey değildir.

Veysi Mahir’e bakarken onu anlayan tarafım aynı an da içimde olan yanımla aynıydı. Aynı temizliğin dışavurumuydu olanlar. İkimiz de acı çekiyorduk ama bu acıdan zaten kaçılamazdı. Kopardığımız her bağ kendi varlığımıza gerçekten dokunma, onu anlama ve onu yaşama çabamızdan başka bir şey değildi.

Bizleri bir araya getiren şey de aynı şeydi…

 

 

Previous:

Benim Hikâyem

Next:

İçimdeki Şaman

You may also like

Post a new comment