Tibetliler Arasında

20 Ağustos of 2011 by

Bodhgaya, Hindistan, 28 Ocak’07

Akşamın alası yerini gecenin karanlığına iyice bıraktığında Mahabodhi Tapınağı’nın içindeydim. Tapınağın girişinden itibaren ayakkabıları çıkaran onca insan merdivenlerden inerek tapınağa giriyordu. Aralarında, turist olarak bulunanların yanında Hindu ve Tibetlilerin arasında göz alıcı renkleriyle rahipler dolanıyordu. Ve ben de Tibetlilerin arasındaydım işte. Geleneksel kıyafetlerinin içinde saçlarını beline kadar örmüş bir Tibetli kadın tüm ilgimi üzerinde toplamıştı. Ona bakakaldığım süre içinde dalıp gitmişim…

Sonradan öğreneceğim üzere Mahabodhi Tapınağı’nın ilk ve önceki halinin ya
da yerinin olduğu bir bölüme girdim. Yerde oturan insanların arasına ben de
oturdum. Sembolik Buda karşıda oturuyordu. Tütsü ve mumlar yanıyor, insanlar dua ediyorlardı. Bir süre kaldım orda. Ve ardından çıktım. Çıplak ayak yürüdüm tapınağın etrafında. Ayaklarımın üşüdüğünü daha çok hissedene dek yürüdüm. Ve ‘bodhi ağacı’nın olduğu yerde buldum kendimi. Ağacın olduğu yere betondan oturma yerleri yapmışlar. Etrafta birçok başka ağaç daha var. Ve ağacın etrafında meditasyon yapan insanlar…

O anda ‘bodhi ağacı’na dokunmanın ve Buda’nın bir zamanlar aydınlandığı yerde
olmanın heyecanını içimde hissettim. Özel bir andı. Ortalık sessizdi. Hem de onca insana rağmen. Havada hafif bir rüzgâr dolanıyordu. Ve tam karşımda bembeyaz giysisi içinde oturan bir kadın gördüm. Gözleri kapalıydı ve onu kendi sessizliği ve dinginliği içinde görmek içimde bir yere dokunmuştu. Ağacın dibine oturup meditasyon yapanların arasına ben de katıldım. Gözlerimi kapattım ve bir süre orada öylece kaldım…

Mahabodhi Tapınağı’nın olduğu yer, bir zamanlar Siddarhta’nın kendi ruhsal yolunu
izleyerek Nepal’den Hindistan’a yürüyerek geçişinin sonrasında ruhsal arayışını
sonlandırdığı ve aydınlandığı yer olması bakımından elbette Budistler ve Tibetliler
için çok özel bir önemde. Tapınağın yeni şekli ise eskisinin daha anlamlı olduğunu
hissettirdi bana niyeyse. Eski hali öylece kalsaydı ve korunsaydı ne anlamlı olurdu
diye düşündüm. Bu yapı uzayıp sivrilen yanıyla soğuk bir etki bırakmıştı içimde.
‘bodhi ağacı’ bir zamanlar ölen yaşlı ‘bodhi ağacı’nın dalından tekrar büyümüştü.
Sarnath’da gördüğüm ‘bodhi ağacı’ da aynı ağacın dalındandı. Ağaç, dallarının
şemsiye gibi açılan görünümüyle gerçekten de çok güzeldi. Burada kaldığım süre
içinde sabah ve akşam gündoğumu ve batımında orada olacağıma dair ağaca söz
vererek ayrıldım oradan.

Ve Budist rahip Anan’ı bulmak üzere tapınakları dolaşmaya başladım. Hatırladığıma
göre bana tarif ettiği yer Mahabodhi Tapınağı’nın karşısındaydı. Girişi karanlıkta
bulmak pek zor oldu ama sonunda büyük kapı açıldığında etrafın inşaattan çıkmış
görüntüsü hiç de iyi görünmedi gözüme. Etrafta kimsecikleri göremedim önce.
Yürüdüm biraz, gördüğüm bir ışığa doğru. Ve hamile bir kadın çıktı, çaldığım kapıdan
dışarıya. Selam verip Taylandlı Budist rahip Anan’ı tanıyıp tanımadığını sordum ona.
Tam üstünde oturduğunu söyleyince güldük ikimizde. Genellikle gece yarısına doğru
geldiğini, şu anda biraz daha buradan uzak olan Tayland Manastırı’nda olabileceğini
öğrendim ondan. Yine de ışığını kontrol ettik birlikte. Ve teşekkür edip ayrıldım
yanından. Anan’ı bulduğum için mutluydum. Kim bilir Bodhgaya’yı onunla hissetmek
daha bir başka olacaktı ve benim için bir rahibin arkadaşlığı inanılmazdı. Bu
gerçekten de inanılmazdı. Artık rahip bir arkadaşım vardı. Tıpkı kitap sayfalarındaki
gibiydi…

Previous:

Ben Artık Aynı Ben Değilim!

Next:

Tapınaktaki Gündoğumu

You may also like

Post a new comment