Tirilye Diye Bir Yer

18 Eylül of 2012 by

Armutlu’da, kaldığımız evin balkonunda oturmuş, ta uzakları, Mudanya taraflarını seyrediyordum. Gemlik Körfezi’nin üzerine doğan güneş ışıkları, suyun üzerinde parıl parıl parlıyordu. Gemiyle yaklaşık 1,5 saatte gidilebilen Mudanya, bu taraftan belli belirsiz seçilebiliyordu.

Gece ise Körfez’in karşı yakası bir başka güzeldi. Deniz, yeşillik, dağlar, gemiler ve rüzgâr… Armutlu günlerinin vazgeçilmez güzelliklerini oluşturuyordu. Armutlu kıyılarının biraz açıklarında iki balinanın suyun yüzünde bir görünüp bir kaybolarak Marmara Denizi’ne doğru yol almaları büyük bir heyecan dalgası yarattı sahil boyunda yürüyenlerde… Kim bilir belki de yollarını şaşırmışlardı.

İskelede park halinde bulunan Ünsal Kaptan gemisi biraz sonra hareket edip, deniz açıklarından anons etmeye başladı: “Bugün saat 11.45’de ‘Melekler Adası’ gezimiz var. Cuma namazını orada kılacak, rehber eşliğinde adayı gezecek, tarihi ve doğal güzellikleri gördükten ve alış veriş yaptıktan sonra saat 17.30’da Armutlu’ya döneceğiz.”

Kulaklarımı çınlatan bu ses, gözlerimi açmama sebep oldu. Daldığım derin düşünce uykusundan uyandım. ‘Melekler Adası’da neresi oluyordu? Gezme delisiydim. Yeni yerler keşfetme iştahımı kabartan bu sese tabii ki kulak verecektim.

Hareket saati geldiğinde kendimi Ünsal Kaptan’ın gemisinde buldum. Yukarı kata, gemi dümeninin bulunduğu üst tarafa çıktım. Gemlik Körfezi üzerinde seyahat eden gemimiz, yaklaşık 1,5 saat sonra Bursa tarafında, Mudanya İlçesi’ne bağlı küçük bir sahil kasabasında limana yanaştı.

Ortalıkta ‘ada’ falan göremiyordum. Basbayağı bir kara parçasıydı. Ünsal Kaptan, acaba bizi ada diye başka bir yere getirmiş, kaçırmış mıydı? Meğer burası yarı ada bile değilmiş. Asıl büyük şoku bu yerleşim biriminin isminde yaşadık. Meğer buranın ismi ‘Melekler Adası’da değilmiş. Bursa’nın Mudanya İlçesi’ne bağlı Tirilye (Zeytinbağı) Kasabası imiş…

Burada ‘Melekler Adası’ ismiyle bir dizi çekildiği için bu kasabaya halk arasında ‘Melekler Adası’ deniliyormuş… Allah sizin canınızı ala inşallah emi! Zaten dizilerden nefret ediyorum. Bu özenti, bu aşağılık kompleksi öyle boyutlara ulaşmış ki, kasabanın adını bile değiştiriyor. Neyse, çok şükür, gezince her şeyin doğrusunu öğreniyorsunuz. Bir söz boşuna atasözü olmuyor, ‘Çok okuyan değil çok gezen bilir.’ Vallahi aynen öyle oldu.

Hasan Abi diye bir rehber. Tirilye Kasabası’na ayak basar basmaz bizi, kasabanın gönüllü rehberi Hasan Abi karşıladı. Kasabada zeytin çiftçiliği yapıyor ve küçük bir de dükkânı var. Rehberimiz Hasan Abi tam 45 dakikada gezdirdi bizi bu güzel ve şirin sahil kasabasında… Dersine öyle çalışmış ki, hani CD’yi bilgisayara takar, sonra arkanıza yaslanır seyretmeye başlarsınız ya, ha işte aynen öyle… Takır takır, makinalı tüfek gibi çalışıyor mübarek…  Hayatımda böyle bir rehber görmedim. Yurt içi ve yurt dışı gezdiğim o kadar yer arasında böyle bir rehber görmedim. Üstelik ‘gönüllü’ rehber… Üstelik İlkokul mezunu… Üstelik çiftçi… Eee daha ne olsun. Bence Tirilye Kasabası’nın yetiştirdiği en büyük adam…

O kadar tatlı bir adam ki, bayılırsınız. Tarihi bir yer bu kadar mı güzel tanıtılır. Kaliteli esprileri ve derin bilgisinin yanı sıra, babaannesinden örnekler vererek dinlenir hale getiriyor anlattıklarını… Hele hele araya sokuşturduğu iğneleyici laflar… Günümüz yöneticilerine yaptığı göndermeler… Müthiş bir adamdı canım… Sırf Hasan Abi’yi görmek ve onun o dillere destan anlatımını dinlemek için bile olsa Tirilye’ye gidilir. Fakat burası küçük bir kasaba… ‘Küçük yerler’ nasıl olur bilirsiniz… Burada Hasan Abi’yi sevmeyenler de varmış, daha doğrusu ‘kıskananlar…’ Hasan Abi bize hararetli hararetli kasabayı tanıtırken, yanımızdan geçen Tirilyeli birkaç kişi laf atıyor:

– Fetva vermeyi bırak.

– Yine toplamış safları başına…

– Yalancının…

Fakat Hasan Abi, bu sataşmaların hiç birine aldırmadan anlatmaya devam ediyor. Tam 45 dakikada kasabayı bir uçtan bir uca gezdik. Gezinin sonunda Hasan Abi bizi zeytin, zeytinyağı ve zeytin ürünlerinin satıldığı kendi işyerine götürdü. Götürürken,

– Vallahi buradan alış veriş yapmak zorunda değilsiniz diye de ekledi.

Gönüllü rehberimiz Hasan Abi’den ayrıldıktan sonra kasabayı bir de tek başıma gezmek istedim. Bir kahvehaneye uğrayıp çay içtim, el işleri ürünlerinin satıldığı bir dükkânda vakit kaybettim ve en nihayet iki tarafı tarihi Türk ve Rum evlerinin süslediği köy meydanında iki tur attım.

Kasabada, gönüllü rehberimiz Hasan Abi’ye bir lakap takmışlar: ‘Kırk Yalan.’ Kasabaya gelen yerli ve yabancı bütün turistlere gönüllü rehberlik yaparken, Hasan Abi’nin tek kazancı, o kişi ve kafileyi kendi dükkânına götürüp satış yapması… Eee bu kadarı da olacak. Dedim ki, “Vallahi çok ayıp ediyorsunuz ve onu kıskanıyorsunuz. Siz rehberlik yapsaydınız da turistleri kendi dükkânınıza götürseydiniz.”

Kasabanın en büyük gelir kaynağı zeytin ve zeytinyağı… Dolayısıyla kasabada turistlere hitap eden çok sayıda dükkân var. Hasan abi de gelen turistleri doğal olarak kendi dükkânına götürdüğü için, Hasan Abi kasabada ‘istenmeyen adam’ ilan edilmiş… Bence Kasabanın ‘istenen adamı’ Hasan Abi…

Trilye ismi

Kasabanın adı ilginç bir seyir izlemiş… 1963’te ‘Tirilye’ adı kaldırılarak yerine ‘Zeytinbağı’ adı verilmiş. 2011’de ise Zeytinbağı ismi kaldırılmış ve beldenin ismi tekrar ‘Tirilye’ olmuş. Bence de doğrusu yapılmış… Trilye’nin isminin kaynağı konusunda çeşitli varsayımlar bulunmakta.

Helencede barbunya balığı anlamındaki ‘Trigleia’ kelimesinden geldiğini ileri süren görüşlerin yanı sıra, Rumca 3 aziz anlamını (Tri: 3, İeLie: Aziz) taşıdığı ve MS 376’da İznik Konsülü’nde aforoz edilerek bölgeye yerleşen üç papazdan dolayı bu adı aldığı söylenmekte…

Hiç Rum kalmamış

Bakın, şimdi bu kasabanın kısaca bir tarihini öğrenelim… Çok dikkatli okuyun. Sonra da kendinize şu soruyu sorun: ‘Nerede bu Rum halkı?’

Trilye ve çevresi antik çağlardan beri yerleşime açık olmuş ve Osmanlılarca fethedilene değin Rumların yaşadığı bir yerleşim bölgesi olma özelliğini sürdürmüş. Orhan Bey, 1330 yıllarında Tirilye ve çevresini Osmanlı topraklarına katmış, yerli Hristiyan halkın bölgede kalmasına izin vermiştir. Trilye’ye daha sonra Anadolu’nun çeşitli yörelerinden Müslüman nüfus yerleştirilmiş, ancak çoğunluk Kurtuluş Savaşı’nın sonucuna kadar Hıristiyanlardan oluşmuş.

Trilye’de 1880’li yıllarda belediye kurulmuş, 1886 yılında Hristofaroz Efendi, 1888 yılında Mehmet Hayri Efendi, 1889 yılında Yorgi Efendi belediye başkanı olmuş. 1906 yılında yine Kalmari Sokrat isimli Rum, belediye başkanlığına seçilmiş. 5 kişilik belediye meclisinin tüm üyeleri Türkler ve Rumlardan oluşmuş.

Trilye’de 1908 yıllığına göre 820 hane bulunmaktaydı. 19. yüzyıl sonlarında beldede 109 Türk, 3 bin 657 Rum yaşamaktaydı. Bu tarihlerde Tirilye’de 19 yağhane, 2 hamam, 3 okul, 1 cami ve 7 kilise vardı. Kasabayı o kadar gezdim, bir tek Rum’a dahi rastlamadım. Neden acaba? Şimdi de Kasabanın tarihi eserlerini tanıyalım:

Kemerli Kilise

1676’da gezgin Dr. John Covel tarafından hazırlanan el yazması bir belgede, kilisenin Panagia Pantobasilissa’ya (Bakire Meryem) adandığı belirtilir. İlk yapı, duvar tekniği ve başka özellikleri göz önünde bulundurularak XIII. yüzyıl sonlarında yapıldığı kabul edilir. İlk tabaka freskleri XIV. yüzyıl başlarına, ikinci tabaka freskler ise XVIII. yüzyıla (1723) tarihlendirilir.

Dündar Evi

Eski bir kilise binası olan Dündar Evi, Rumların bölgeyi terk etmesi ardından özel mülkiyetin olmuştur. Bu gün halen konut olarak kiralanan bu eski kilisenin içinde 3 aile oturur. Ana giriş, kemerli taş bir kapıdandır. Giriş bölümü 3 katlıdır. Giriş katında pencereler küçük ve karedir. İkinci katta pencereler daha büyüktür ve dikdörtgendir. Üçüncü katta ise pencere üstleri kemerle tamamlanır.

Taş Mektep

Taş Mektep 1909 yılında yapılmış bir binadır. Kıbrıs Eski Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un bu okulda eğitim aldığı ifade edilir. Döneminin Batı mimarisini yansıtan Neo – klasik tarzda bir yapıdır.

İskele Caddesi’nin batısındaki tepede bulunan yapının üzerindeki bir taş oymadaki yazıda ‘M. MYPIDHS APXITEKTWN 1909’ (M. Miridis Arhitektoğn 1909) ifadesinden mimarı ve yapım yılı anlaşılabilir (Akıncıtürk, 2000). Sonradan İzmir Metropoliteni olan Hrisostomos, bu okulda müdürlük yapmıştır[kaynak belirtilmeli. Bu bina 1924 tarihinde şehit, öksüz, yetim çocukların okudukları Dar-ül Eytam (Öksüz Yurdu) olarak Kazım Karabekir Paşa tarafından açılmıştır.

Fatih Camii

Eski ismi Aya Tadori olan ve kapısında Hicri 968, Miladi 1560 yazılı olan kilise, sonradan Fatih Cami olarak değiştirilerek kullanıma açılmıştır. Girişinde Bizans sütun başlıklarına sahip yapının 19 metre yüksekliğinde kubbesi bulunmaktadır.

Camiye 4 adet başlıkları madenden yapılmış motiflerle süslü sütunların taşıdığı ahşap beşik bir çatı ile kapalı bir revaktan girilir. Kilise olarak yapılan binada, mevcut mihrabın üzeri yarım kubbe ile örtülüdür. Çift kademeli kasnağa oturan konik kubbe hâkim elemandır.

Manastırlar

Medikion Manastırı; Tirilye’den Eşkel Limanı’na giden karayolunun üzerindedir. Kuzeybatısında Rum Mezarlığı yer alır. Yapı, ilk inşa edildiğinde Hagios Sergios’a adanmıştır. Ancak 11. yüzyılda adı değiştirilerek ‘Medikion Manastırı’ olmuştur. İlk olarak 8. yüzyılda kurulduğu bilinen ve çiftlik olarak kullanılan manastırın yalnızca duvarlarıyla, her birinin ağırlığı 200 kilo gelen görkemli giriş kapıları günümüze ulaşmış durumdadır.

Hagios Ioannes Theologos (Pelekete) Aya Yani Manastırı; 709 yılında kurulduğu ve 1922 yılına kadar faaliyet gösterdiği bilinen manastırın günümüze yıkılmış kilisesi ve duvar kalıntıları ulaşmıştır.

Batheos Rhyakos Soteros Manastırı; büyük ölçüde yıkılmış durumda olan manastırın bazı binaları mülk sahibi tarafından barınak olarak kullanılmaktadır.

Osmanlı Hamamı

Fatih Camisi yakınındaki hamamın ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Çeşitli onarımlar geçirdiğinden, yapı üslubundan da herhangi bir bilgi edinilememektedir.

Hamam doğu – batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olup, peş peşe beş ayrı mekândan meydana gelmiştir. Hamamın girişi doğu duvarındadır. Soyunmalık ve onu izleyen mekân ayna tonozla örtülüdür. Buradan küçük bölümlere ve sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklık bölümü doğu – batı yönündeki bir sivri kemerle iki bölüme ayrılmış, üzerleri de kubbelerle örtülmüştür. Sıcaklığın çevresi Bursa üslubunda nişlerle çevrilmiş, bunların altına birer kurna yerleştirilmiştir. Ayrıca hamamın içerisine küçük dikdörtgen bir havuz yerleştirilmiştir.

Kapanca Limanı

Tirilye’de Roma Dönemi’nden kalan Kapanca Bölgesi’ndeki antik liman her tarih döneminde en önemli kıyı ulaşımının stratejik odak noktası olmuştur.

Tarihsel kaynaklarda 9. yüzyıldan 14. yüzyıl başlarına dek Tirilye ve çevresinin ne durumda olduğuna ilişkin fazla bilgi yoktur. Ancak 1261yılındaki Nimpheaum Anlaşması ile Mikhael Palaiologos tarafından Cenevizlilere Marmara sahillerinde ticaret garantisi verilmesiyle Cenevizlilerin Appolonia Gölü kuzeyinden elde edilen tuz madeni ihracında Tirilye ve Apomeia (Mudanya) limanlarını kullandıkları belirlendiğinden, bu tarihlerde Tirilye’nin önemli bir liman kenti olduğu varsayılır. Burası ayrıca, bereketli topraklarından elde edilen ürünleri İstanbul’a / Bizans İmparatorluğu’nun merkezine aktaran, kendi ticareti açısından da işlevsel önemi büyük olan bir liman kentidir.

Rum Mezarlığı

Eşkel Limanı’na giden karayolunun üzerinde, merkeze 15 dakikalık yürüyüş mesafesindedir. Üzerindeki Yunanca yazılar ve büyük kapısı ile günümüze ulaşmıştır.

Tarihi Çeşmeler

Çifte Çeşme, Çanaklı Çeşme, Çarşı Çeşmesi, Fatih Cami Çeşmesi, Sofulu Çeşme adlarıyla bilinen çeşmeler günümüzde sağlam olarak gelmiş tarihi çeşmelerdir.

Eski Türk Mezarlığı

Eski Türk Mezarlığı, günümüze kadar ulaşamamıştır. Sokak adı olarak kalsa da bu yerler artık mezar değildir. Osmanlı dönemine ait mezar taşlarının nerede saklandığı ise bilinmemektedir. ‘Kabristan Sokak’ olarak bu sokakların adı hala kullanılmaktadır.

Yazı ve fotoğraflar: Alişan Hayırlı

 

Previous:

Ege’de Doğal Bir Doğa Müzesi: Dilek Yarımadası Milli Parkı

Next:

Eski Ev, Yeni Sevda

You may also like

Post a new comment