Tripoli’de Bir Gün

01 Mart of 2011 by

04 Ocak 2009

Kedilerimi çok özledim. Sabah uyanır uyanmaz ilk aklıma gelen onlardı; Ayışığı ve Günışığı. Yola çıkmadan önce ikisiyle de konuştum, geri geleceğimi, ben gelene dek av yapıp başlarının çaresine bakmaları gerektiğini söyledim. Her ne kadar mama takviyesi olsa da. Uyandıktan sonra doğruca telefona koştum. Babamlar iyi oldukları haberini verince rahatladım…

Santa Maria yoldan çevirdi, börek yapmış, biraz oturup ardından yaklaşık 2 saat mesafedeki Tripoli’ye günübirlik gidip gelme niyetindeyim. Toni’ye uğrayıp oradan da otobüse atladım. Yol, gelirken gördüğüm o enfes görüntüleri vermeye devam ediyordu. Derken deniz gözüktü uzaktan. Yüksek bir noktadan denize inmekten ziyade deniz seviyesinden yükselmek beni daha mutlu eder niyeyse. Kafamda bu düşünceler olduğu halde otobüs Tripoli’ye girdi. Doğrusu nerde ineceğimi bilmiyorum. Turist bürosunun orda bir yerde indirdiler.

Kalabalık, trafik derken ilk izlenimlerden pek memnun kalmasam da tarihi bir kentte daha olmanın verdiği bir sorumluluk içindeyim. Bürodaki görevli, kaleden, han, hamam ve kervansaraylardan bahsetti. Bir broşür alıp kalenin yolunu tuttum. Kalenin devasa büyük kapısının önündeyim, içeri girip girmemekte kararsızım. Yine de girdim. İçeriyi dolaşırken durduğum bir noktadan, dışarıdaki binaların görüntüsü, büyük bir taş kapıdan içerden, aynı açıdan görünüyordu. Orada bir süre öylece kalıp o görüntüyü izledim; eski ve yeninin duruşunu.

Öyle güzel kaleler gördüm ki doğrusu burayı pek de ilginç bulamadım. Yukarda bir yere oturdum, şehrin tepeden görünümünü izlemeye koyuldum. Eski ve yeni binalar birbiri içine girmiş, bir koyuluk var şehirde. Derken gökyüzüne dikkatim takıldı. Üç ayrı kuş grubu daire çizerek havada uçuyorlardı. Her grubun önünde bir rehber kuş olduğu halde ve gruplar birbirine katılmaksızın. Uçuşlarını, havada süzülüşlerini izledim uzunca bir süre.

Bir süre sonra kalktım, çarşısına girmişim yürüye yürüye. O dar sokaklarda kayboldum. Niyetim alışveriş filan değil, derken eski bir taş bina ilgimi çekti. Önünde durdum; kervansaraymış. Bina üç katlı. Geniş bir avluya girdim önce. Girişte dükkânlar var, yukarda odacıklar, yan yana dizilmişler. Merdivenin beni götürdüğü yere kadar çıktım, kırık dökük basamaklardan.

Biraz yollarda yürüdüm. Karşıdan gelen makyajlı, uzun saçlı bir kız dikkatimi çekti. İzin alarak bir fotoğrafını çektim. Ardından fazla oyalanmadan geri dönmek istediğimi fark ettim, otobüse bilet alıp beklemeye başladım. Bir saate yakın bekledik. Üzerime bir yorgunluk çöktü. Hassroun’a varana dek o güne dek gördüğüm tüm şehirlerin üzerimde bıraktığı etkiyi düşündüm. Kesinlikle hiçbiri bir diğerine benzemiyordu…

Odaya girer girmez bir duş alıp üzerimdeki etkiden kurtuldum. Ve kafayı koyar koymaz da uyumuşum…

Uyandıktan sonra açlığım aklıma geldi, bir şeyler atıştırıp aşağıya indim. Toni geldiğimi fark etmemişti bile. Beni görünce şaşırdı. Bir çaya ihtiyacım olduğunu söyledim, oturdum. Derken biri içeriye girdi.  Gelen Toni’nin arkadaşı Andrew idi. Biraz sohbetten sonra tekrar yukarıya çıktım…

Bir gün daha böylece bitti, gitti…

Previous:

Yeni Yıla Bir Kaç Dakika Kala

Next:

Kapılar

You may also like

Post a new comment