Türkülerin Tadı Azaldı Mı?

16 Ocak of 2011 by

Dün bir arkadaşımla söyleşirken, radyodan duygu yüklü bir türkü yayılınca içini çekerek “Türkülerin de tadını bırakmadılar. İnsanların önceleri gurbetleri vardı, ayrılıkları vardı onu bile aldılar. Eskisi gibi türkülerden tat almıyorum” dedi. Oysa arkadaşım güzel bağlama çalar, türkü söyler, şiir yazardı. Şiiri yine yazıyor, ama şiirine öfke yerleşti, sevgi azaldı.

Bunu okuyan da yazan da duyumsayabiliyor. Güzele, doğruya, barışa ters bir yolda mı ilerliyoruz? Yollarımıza o denli çok yanlış işaret levhaları koymuşlar ki, birimiz anlasa, çoğumuz fark edemiyor. Nereden dönmeli, nereye sapmalı yüzümüzün tekrar gülümsemesi için? Güneş mi yolunu değiştirdi, biz mi ona sırtımızı döndük? Bu karanlıkta el yordamıyla daha ne kadar gidebiliriz? Üstelik tek tek ayırmışlar bizi. Ellerimiz boşlukta, oysa bir tutuşabilsek el ele, karanlık bile vız gelir bize.

Antalya’da geçenlerde bir motosiklet kazası oldu. Kazayı yapan adam, yerde yaralı yatarken “Sakat kalırsam, aldığım krediyi nasıl öderim?” diye ağlıyordu. Ailesine telefon açtı “Kaza yaptım” diye. Gelen yanıt “Aracın durumu nasıl?” oldu. Adamcağız daha çok ağlamaya başladı. Onu orada bulunan üniversite öğrencileri teselli etti. Bilim insanlarında hâlâ umudun olduğunu gördük, eh bu da bir şeydir. Gerçi bilim insanlarını da sınıflara ayırdılar ya. Varsıllar – yoksullar diye. Cumhurbaşkanı Jaguarlı öğrencileri yemeğe davet etti. İçlerinde yoksul ailenin çocuklarının olmadığını basından öğrendik.

‘Muhteşem Yüzyıl’ diye geçmişimize ışık tutan bir dizi başladı. Eline, yüreğine sağlık Meral Okay. Halkımızın görerek öğrendiğini bildiği için olmalı, kalkmış tarihimizi film yapmış. Aslında hepimiz biliriz ki çok geç kalınmıştır. Ne var ki bizim dokunulmazlarımız dokunmakla bitmez. Filmi izliyorum, kaçırmamaya çalışıyorum. Henüz padişahseverleri rahatsız edecek bir sahne göremedim. Bana göre Meral Okay fazla masum yazmış. Tarih okuyanlar (üstelik bizlere sansürden geçen tarihi okuttular) bilmez mi padişahlığın zamanını? İnsanca bir yaşamın ucundan tutmaya çabalarken bu toplum, neden engellenir hep? Padişahlığın neresi özlenir? Yoksa herkesi mi padişah yapacaklar? Herkes sarayda mı yaşayacak dersiniz? Bu özlemi anlayan varsa beri gelsin.

Hizbullahçılar kaçtı. Kim şaşırdı? Köylü Mehmet Ağa dediydi zaten. Sadece 188 kişiyi öldürmüşler bu da suç mu bu ülkede? Adamların öfkesi azalmamış on yılda. Çıkar çıkmaz demedi mi ‘Kaldığımız yerden devam’ diye? Halk niye sokaklara dökülmedi? Hâlâ el yordamıyla karanlıktan çıkmaya çabaladığından, ellerimiz birbirini bulamıyor olabilir mi?

Mersin’de bir okulda ‘Eğitimci’ kızlarla erkeklerin arasına tel çekmeye çalışmış. Dikenli tel tükendiğinden, cetvel kullanmış zavallı. Onun gibilerin anladığı bilim de sanat da bu kadar: cinsellik! Başka bilim dalı yok. Freud yaşasaydı bütün araştırmalarını burada yapar, kitaplarını bu ülkede yazardı. Malzeme açısından hiç sıkıntı çekmezdi. Bravo Mersin’deki öğrencilere ve velilere, insanca yaşama sahip çıktılar. Onlar derin uykuya henüz dalmamışlar.

Uçan Süpürge ‘Çocuk Gelinler’ projesi hazırladı. Ülkenin kadınlarının yüzde otuzuna yakının ‘Çocuk gelin’ olduğunu ortaya çıkardı. İlk kez bu yara konuşulmaya başlandı. Önceden tek tek haber yapılsa da araştırma konusu olamamıştı. 54 ilde söyleşiler, dinletiler gerçekleştirilecek, kısa filmler gösterilecek. Bu illerin arasında Antalya da var. Aslında bu konu hiç birimizin uzağında değildir. Nenelerimize sorunca onların 12 – 13 yaşında evlendiğini öğreniriz. Bizim bu konuda üretilmiş sözlerimiz, türkülerimiz vardır. ‘Kız kimsi on ikisinde ere yarar, ere yaradı mı bize yaramaz’ diye. ‘On dördünde Nazife de hanıma doyum olur mu?’ türküsünü bilmeyen var mı? Öte yandan on dördündeki çocuk gök gürlese altını ıslatmaz mı? Böylesi bir ülkede çocuk gelinler yadırganır mı? Ülkemin kadına yönelik şiddet konusunda Sudan ve Arabistan’dan geride olduğunu öğrendiğimden beri yüreğim yanıyor.

Türkülerin tadı nasıl kalsın? Arkadaşım yerden göğe haklıdır. Önümüzde temizlenecek ne çok balçıklar var. Bu bataklık herkesi çekmeden, türküler büsbütün anlamını yitirmeden, ellerimizi buluşturalım. Boş verelim aramızdaki dikenli tellere, biz istedikten sonra dağları devirir, çayları çeviririz. Öte yandan acele etmeli, sol memenin altı daha fazla kararmadan.

Damağımızdan türkü tadı eksilmeden.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Sözcüklerle Dans Eden Adam: Cemal Süreya

Next:

Erkek Adalet Değil, Gerçek Adalet İstiyoruz

You may also like

Post a new comment