Uçsuz Bucaksız Sarı Deniz

25 Ocak of 2011 by

Gobi turumuzun 7. günündeyiz. Bugün  Gobi’nin tam güneyine, çöl tepelerinin eteğine gidiyoruz. Öğlen sıraları taşlı, kurak bozkırları geride bıraktığımız bir an karsımıza gözümüzün alabildiğine uzanan kum tepelerine geldik. Eteğinde donmuş deresi, düzlüğünde esen ruzgarlarında birbirinden uzak, bacası tüten üç ger çadırı var. En büyük kum tepesi Khongoryn Els’in tam karşısında iki gerli bir ailenin yanına geldik.

Yanıbaşında kocaman bir ağılı vardı. Belli ki sürüleri büyük. Yine önce gere girip çay ikramından sonra, yanıbaşındaki gerimize girip dokunduk. Hava pırıl pırıl. İki gün burada kalacağız. Yol almadan rahat rahat bozkırlarda hareketsiz kalan ayaklarımızı açacağız. O öğlen sonrasını ağılın yanında geçirdim desem yalan olmaz. Ağıldan gelen sese kulak verip yeni doğmuş bir günlük minik kuzucukla tanıştıktan sonra vaktimi onu sevmekle fotoğraflar çekmekle geçirdim denebilir. Akşamüstü getirilen sürü, keçi – koyun karışımıydı ve gerçekten büyüktü.Ağılda bekleyen acıkmış üç yavru gelen sürüde tek tek koyunları, keçileri koklayarak özledikleri annelerini arıyorlardı. Hatta bir ara köpeğin yanına gidip onu da kokladı. O anı kareleyebildiğim için çok mutluyum.

O akşam ailemizin yanında otururken ev sahibi bey tarafından votka ikramını geri çevirmedik. Bir yudum da olsa ikramı çevirmek olmazmış. Çok neşeli  bey ayağında Yörük çarıklarıyla oturmuş tütün sarıp votkasını yudumlarken hep gülüyordu. Çektiğim kareleri göndermemi istedi bu nasıl olur?

Postacı mı gelir  buraya?

Derken rehberimiz tura çıkan birisine veya şöför aracılığı ile yapabilceğimi söyledi. Bu belki önümüzdeki bahar olabilirdi. Neyse ben sözümde durup bir ara göndereceğim.

O gün  rehberimiz Chaana’ya;

-Her gün yemeğimizi sen  yapıyorsun, bizse tembellik. Hadi bugün ben yemek yapayım dedim.

-Olur dedi.

Eldeki malzeme biber, soğan, patates ve at eti idi. Biraz da karma bir kaç paket baharat. Soba başında yemek yapmayı oldum olası çok severim.  Tadı da ne pişirirsen pişir cok leziz olur. O akşam ki yemeğin adi ise ‘adini siz koyun’ yemegi idi!!! Eldeki  malzemeyle karma bi şeyler yaptım işte. Chaana onun yaptığından daha güzel olduğunu söylesede ben nezaketen dediğine inandım.

O aksamı, elimdeki son kitabımı okuyarak bitirdim. Sabah kahvaltıdan sonra bir süre bozkırlara çıkacak sürünün sulanmasını izledim. Aile ağıldan grup grup salıverdiği hayvanları 150 metre ilerde evin hanımın çektiği kuyu suyusuna doğru koşuyorlardı.

Kum tepelerinin eteğinde dere kenarında bizi bekleyen develere gitmek icin 15 dakikalık taşıt yolundaydık. Rehberimize;

-Bu bölge daha da kurak. Ne yer ne içer bu sürüler dedim.

Sürülerin çoğunun deve ve keçilerin oluşturduğunu gerektiğinde otlağı daha iyi olan yerlere götürüldüğünü söyledi. Bu bölge gerçekten ülkenin en acımasız coğrafyasına sahip. Toprak taşlı, kıraç, çöl tepeleri…Derelerin kuruduğu göllerin tuza döndüğü bu topraklarda Yörükler kuyular açarak halletmisler. Kışlar soğuk, yazlar ise çok sıcak. Buraya has olan çift hörgüçlü deve ise adapte olabilen asil sahibi. Buna rağmen Gobi Yörükleri de burasını evleri, ekmekleri, yaşamları yapmışlar. Hazır yeri gelmişken belirteyim; Gobi’nin anlamı çöl demek.

Donmuş dere kenarında bizi bekleyen iki hörgüçlü develerimize binmeden önce del mantolarımızı giydik.

Rahatça kurulduk. Bu hörgüçlerin arasına tıkır tıkır çöl tepelerinin eteğinde, kah rüzgarda uçuşan temiz sarı çarsaf görüntüsündeki kum tepelerini seyrediyoruz. Kah arada otlayan develeri selamlıyoruz. Önümüzde giden Yörüğün omuzunda bir tüfek asılı. Önce pek anlam verememiştim. Neden tüfek taşıyor diye. Birden bu kişi yavaşlamamızı söyler gibi hareketlerde bulundu. Develerde sanki onu anlar gibi durdu. Bu bey tüfeğini kuru otların çalıların arasına nişan almaya başlayınca anladım, avlanıyordu. Bende boynumdaki makinemi o yöne doğrultup pek de net göremediğim ne olduğunu anlayamadım gölgeye kararınca netleştirip denklanşöre tam zamanında bastım. Pat diye bir sesle odaklandığımız noktadan iki gazel ok gibi fırlayıp uzaklara koştu. Hem onların oldukça yakından koşup gitmelerini görmeme hemde kurtulmaları şerefine bir sevinç cığlığınıda ben patlattım.Çektiğim tek kareyi de çok aceleyle yapmıştım. Neyseki net cıkmışti, çok sevindim.

Hava esiyordu. Bir saat kadar bu şekilde ilerlerken, yine koşan bir karaltıya kafamızı döndürdük. Bu kez sesimizi duyup kaçan bir tilki idi.  Kışları doğal yaşam dere kenarında daha yoğunmuş. Otlaklara gelirlermiş. Daha öncede dediğim gibi, kışları bu topraklarda olmak ayrıcalık işte. Bu da ona bir ornekti. Yazları gidenlere böyle şeyleri görmek pek nasip olmazmış.

İki saatlik deve yürüyüşünde elimiz, yüzümüz pek üşümüştü. İndiğimizde mini van taşıtımız bizi almak için bekliyordu. Tekrar gerimize döndük. Yemek, çay, ısınma faslı derken öğleden sonra ben, Elize ve Marijn karşımızda bizi çağıran, göz kırpan kum tepelerine çıkmak için yine giyindik kuşandık. Yürümeye başladık. Tepelerin eteğine geldiğimizde güneş tepelerin arkasına geçmişti bile. Bata çıka, kaya kalka tırmanmaya başladık.

Tepeye vardığımızda diğer taraf daha etkileyiciydi. Güneş bu tarafa sımsıcak vuruyordu. Ayrıca kum tepelerinin arkasında uzanan yüksek sıradağlarda görkemliydi. 180 kilometre uzanan bu kum tepeleri çok geniş değil. İnce bir şerit gibi Güney Gobi’de uzanmış iki tarafınıda seyre dalacağınız tepeleri, bu toprakların, ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu gösteriyor. Yürüyüş arkadaslarımı karelerimde model olarak kullandığım bu tepeler inanın çok ama çok güzeldi . Bıraktığımız ayak izlerimiz bu temiz sarı çarsafı lekeliyordu.  Bu bakirliği bozuyordu adeta.  Sanki bunu sezen rüzgar daha hızlı eserek sürüklediği kumlarla bu ayak izlerimizi hemen kapatıvermişti…

Akşam güneşi batmadan gerimize  yürümeye başladık. Günümü iki yaban yaşamı görmenin yanında çöl tepelerine kısa bir süre de olsa ayak izlerimi bırakmanın keyfiyle sobanın başında tamamladım.

Ertesi günü yolumuz Dalanzadgad şehri. Bu şehre varmadan önce yürüyüş yapacağımız Yoln Am Kanyonu ve hayatımda ilk kez göreceğim yeni bir doğal yaşam olacak.

Previous:

Dinazor Topraklarında

Next:

Buzlu Kanyonda Yürüsek, İbeks Görsek, Koyun Kessek

You may also like

Post a new comment