Umursamamanın Dayanılmaz Rahatlığı

02 Haziran of 2011 by

Dharamsala, 02 Kasım’06

Orsella’nın yanına döndüğümde hala orada oturuyordu. Ben de yanına oturdum. Vadinin karşı tarafında, epeyce yukarılarda yaşayan bir Lama’dan bahsetti bana. En tepelerde birkaç manastır gördüm. Manastırların en tepeye bir kuş gibi konmuş gibi göründüklerini düşünürken Orsella bunun özellikle tercih edildiğini, insanın kendi ruhsallığına çekildikçe yukarıya, gökyüzüne yakın olma isteğinin doğal bir şekilde oluştuğundan bahsetti. Manastırlarda bu çekimle kendilerini olabildiğince en yukarılara konumlandırıyorlardı…

Dönüşte hava kararmış olduğundan rikşaya bindik. Birlikte bir Tibet çorbası içtik. Ve manastıra giden 3 yoldan kestirme olanını seçip aşağıya indik. Odaya geçip unutmamak için bazı notlar aldım ve mutfağa doğru çıktım. Niyetim çay içmek. Merdivenlerin başında oturan rahiplerin arasına ben de oturdum. Mahcup mahcup güldüler. Aralarından biriyle konuştuk biraz. Genellikle konuşmuyorlar, sadece gülümsüyor ve işlerini yapıyorlar.

O arada benimle konuşanı atölyeye götürdü beni. Orada seramikten değişik objeler yapışlarını izledim. Ve o zaman anladım ki manastırda gördüğüm her bir obje ve sembol rahipler tarafından yapılıyordu. Biraz izledim onları. Hayatlarını düşündüm. Tamamen manastırda geçen bir yaşamları vardı. Törensel ritüeller, dersler, münzevi bir hayat ile samsaranın* tuzaklarına karşı manastır yaşamı ile bir koruma duvarı ören ve içindeki arzu ile dolu ben’in devinimlerini görmezden gelen ve belki de yadsıyan bakışı düşündüm. Rahipler genellikle gene doğumlarından sonra gösterdikleri belirtiler ve çeşitli işaretler (rüyalar gibi) sonrasında aileleri tarafından manastırlara götürülen erken yaşta çocuklar olabiliyor veya kendi isteği ile manastır yaşamını da seçebiliyorlar…

Sebep ne olursa olsun bu saygı duyulacak bir karar bana göre. Yine de insan içinde taşıdığı ikilemlerden bağımsız değil; rahip de olsa, lama da olsa, guru da olsa, sıradan biri de olsa. Her birimiz aynı doğaya sahibiz ve kimimiz özgürlüğün yolunu seçerken kimimiz de kendini bir inancın veya eğitimin içine yerleştiriyor. Esas olan insanın kendi özgür iradesiyle karar verebilmesi ve kendi yaşamını hiçbir insanın, kaderin eline değişmemesidir. Kararlar özgür irade ile verilmelidir; eğer insan kendi zihninin ve kendinin sahibiyse. Değilse verdiği karar zaten kendisine ait olmayacaktır, yaşamı da öyle…

Uyumadan önce bunları düşündüm ama benim niyetim düşünmekten ziyade rahatlamak, gevşemekti. Düşünmeyi bırakmak ve sadece bu anda kalmak istiyordum. Kendimi düşünürken bulduğum her seferinde burada olmamın bana verdiği hissin üzerini örttüğümün de farkındaydım. Her sabah manastıra gidip Puja törenlerine katılıyor, iç sessizliğimi oluşturmaya ve onu korumaya veriyordum dikkatimi. Benim için en önemli şey buydu; içimdeki hareketi yavaşlatmak hatta durdurmak…

Yol boyunca bugüne dek içinde bulunduğum şartlanmaların, bana gösterilen hayatın, içine doğduğum düzenin, geleneklerin, göreneklerin, inançların hatta ayıpların, günahların, evetlerin, hayırların her birinden teker teker kurtulmak istiyordum. Büyüdükçe insan olarak üzerimize yapıştırılan her bir etiketin anlamsızlığını daha iyi anlıyor ve görebiliyordum.

Bunların varlığını değiştiremezdim belki ama üzerimdeki etkilerinden kurtulabilirdim. Etkilenmeyecek bir düzeye yükseltebilirdim kendimi. Ne de olsa ben umursamayanlardan olmak istesem de umursayanlardan biriydim. Toprağıma bu ekilmişti.

Ve rahatlamam, gevşemem için çaba göstermeme gerek vardı. Anlayıştan geçen bir fark edişe ulaşmak da yetmiyordu, birebir yaşamda bunu deneyimlemem şarttı.

Bu anlayış ve yaşayış hayatıma oturmalıydı…

*Samsara: Yeniden doğum – reenkarnasyon – döngüsü. İnsan sürekli olarak reenkarne olurken yarattığı karmaları temizler. Samsara; Budist anlayışa göre ‘hayat döngüsü‘ demektir. Buda der ki; ‘her şey değişir, mutlaka değişir. Değişimin kendisi asla engellenemez, her şey bir halden diğerine dönüşür…’

 

 

Previous:

Yol Haritası

Next:

İçeride ve Dışarıda

You may also like

Post a new comment