Ürdün’den Selam

10 Mart of 2011 by

11 Ocak 2009 Amman.

Yine bir akşamüstü gün batarken, Ürdün’e girdim. Giriş, çıkış işlemleri, para bozdurma, yeni bir ülkenin parasına alışmaya çalışma derken Amman’dayım. Otobüsün bıraktığı yerde üzerime bir yorgunluktur çöktü. Taksilerle uğraşmak, pazarlık yapmak veya otel bulmak için nasıl en az çaba harcarım onu düşünüyorum. Derken beraber yolculuk ettiğimiz bir Japon çift vardı, onlara takıldım. Hiro ve Huma Japonya, Hiroşima’dan. Hiro cin gibi bir çocuk, Huma sevimli sevimli gülüyor. Birlikte taksiyle pazarlığa giriştik. Taksinin bizi bıraktığı yerde ben onlara teslim oldum, onlar nereye ben oraya…

Downtown’da bir otele yerleştik. Günlüğü 5 dinar. —100 $, 70.000 J.D yapıyor. Oteller 5 dinardan, taksi 1, 1,5 dinar civarı, yemek de 2 dinardan başlayıp yiyeceğiniz şeye göre değişiyor. Bu arada nasıl az parayla çok dolaşabilirim onun hesabını yapıyorum. Zira ilk zamanlar cidden kazık yediğim çok oluyor ama istediğim hataları tekrarlamadan olabildiğince az para harcayarak gezmek. Eğer tek başına değilseniz, yanınızda keyifli bir de arkadaşınız varsa yolculukların tadına doyum olmaz o zaman. Tek başına gezmek bir başka güzel ama otostop yapamıyor olmak benim en çok canımı sıkan konulardan biri…

Akşam yorgunluğu olsa gerek erkenden uyudum. Sabah uyanıp bir şeyler atıştırıp Jerash’a doğru yola çıktım. Bazen Lonely Planet’a göre hareket ediyorum, bazen de kaldığım otel şehrin görülecek yerleri ile ilgili broşür veya bilgilerle beni yönlendiriyor, bazen de duyduğum, kulak misafiri olduğum bir duyumla hareket etmeyi seçiyorum. Bu her zaman değişiyor…

Bir taksiyle şehrin kuzey garajına hareket edip oradan da otobüsle Jerash’a ulaştım. Girer girmez gözüme bir at ilişti ve ben ata doğru hızlı adımlarla yürürken yağmur çiselemeye başladı. Atların olduğu bölüme girince bir sürü atın orda olduğunu görmekten acayip mutlu oldum, zira ben atları bir başka severim. Çok güzeller, büyük atlar, taylar var. Hepsinin tek tek yanına gidip sevdim, okşadım, öptüm. Seyis birazdan bir canlandırma olacağını söyleyince anlamaya çalışırcasına yüzüne baktım. Zamanın gladyatör dövüşleri ve hipodromda savaş arabalarının atlar koşularak canlandırılması yapılacakmış. Ancak yağmurun şiddetinin artmasıyla beraber ertelendiği haberini alınca önceliği antik şehri dolaşmaya bıraktım…

Jerash cidden çok önemli ve büyük bir antik şehir ve bir sanat harikası. İçerde Zeus Tapınağı, Artemis Tapınağı, Katedral, güney ve kuzey kapıları, güney ve kuzey tiyatro, büyük bir hipodrom, Byzantin Kilise, Umayyad Cami, tiyatro ve arkeoloji müzesi var. Hem gözümün hem de ruhumun doyduğunu hissettim içinde dolaşırken…

Bir zamanlar burada yükselen uygarlığın yaşam şeklini algılamaya çalıştım, bıraktığı izlerden. İtalya’dan sonra dünyadaki en önemli Roman mimarisi yağmur damlalarının eşliğinde gözümün önünden geçti…

Dönüşte hipodromda programın başladığını görmemle beraber adımlarımı hızlandırdım. Ve bir yer bulup oturdum. Dövüşler başladı; iki adam kılıçlarla bağırarak birbirlerine giriştiler. Bir tarafta canlandırma durdurulduğu anda konuyu insanlara aktaran bir adam konuşuyor, o susunca canlandırma kaldığı yerden devam ediyor, film gibi…

Ardından savaş arabalarına koşulan üç atlı araba hızla hipodromu bir baştan bir başa kat etti, o sırada zamanın savaş elbiselerini giymiş bir grup savaşçı parlayan metal elbiseleriyle canlandırmanın içine daldı…

İlginçtir, sonuna doğru bir ara adımı duyduğumu sandım. Herhalde yanlış anlıyorum deyip önemsemedim. Sahneden adımı tekrar duyunca şaşkınlıkla bakınmaya başladım. Önceden atların yanındayken tanıştığım bir adam savaşçıların içinden beni çağırıyor, ardından da Türkiye diye bağırıyor. Türkiye adını duyan diğerleri de adımı söyleyip Türkiye diye bağırmaya başlıyorlar. Buralarda insanlar Türkiye deyince bir başka seviniyor gerçekten. Ben bunu görüyorum. Güldüm ve aşağıya indim; yanlarına…

Ardından otelin yolunu tuttum, yolda ülkenin coğrafyasının kurak olduğu dikkatimi çekti; malum çöl iklimi…

Ertesi gün Hiro ve Huma ile resepsiyonda karşılaştık. İsrail’e gidiyorlarmış. İyi şanslar dileyip vedalaştık. Ben de ‘Dead Sea’yi görmek için garaja gitmek üzere bir taksi çevirdim…

Previous:

Her Şey Bir Rüya Gibi

Çölde Bir Deniz

Next:

Çölde Bir Deniz

You may also like

Post a new comment