Vagator

13 Eylül of 2011 by

06.09.2011

“Hep bir çember, dolanıp durduğumuz!

Ne önümüz belli, ne sonumuz.

Kim varsa bilen, çıksın söylesin,

Nereden geldik, nereye gidiyoruz?”

Sürekli o dönüş tabelasının önünden geçerken beni çağıran bir yerleşim yeri olarak gördüğüm Vagator Kasabası’na gitmek üzere erkenden yola çıkıyoruz. Açıkçası birkaç defa duymuştum burasının ismini ve bir kerede motosikletli bir çift çantalarıyla burasının tarifini sormuştu. Demek ki burada bir şeyler var diye düşünmüştüm. Öyle çok uzakta değil zaten, beğenmezsek döneriz nasıl olsa düşüncesiyle hareket ediyoruz. Bu sefer tabelayı izlemek yerine o yöne doğru döndüğüm için ve Hindistan’da gerçek anlamda yaptığım ilk uzun metraj, özgür yolculuk olduğu için anlamsız, çocuksu bir sevince kapılıyorum. Her şeyin temelinde yol almak yatıyor benim için. Bir yerde sabit kalmak kanımın damarlarımdan çekilmesine neden oluyor. Aceleci değilimdir ama galiba bu yüzden beklemesini hiç sevmiyorum.

Hepimizin ruhları gerçek anlamda özgürdür. Biz bunu çok çok uzun seneler önce unuttuk. Farkında değiliz belki ama hayat karmaşası ve kafamızdaki ufak tefek, dişe değmeyen sorunlar yüzünden bir zamanlar özgür olan o ruhlarımıza prangalar vurup onu dehlizlerimizin en ücra köşelerine mahkûm ettik. Öyle ki tekrar özgür bir ruhumuz olduğunu hatırlamak için en başta bedenimizi ve beynimizi özgürleştirmemiz gerekiyor. Bunu da o içinde olduğumuz kısır döngüden kurtulmadan başaramayız. Öyle bir ‘an’ gelmeli ki ‘evet’ demek ve hareket etmek için başkalarını beklemek zorunda olmayacaksınız. İşin ilginç yanı ise ‘o an’ı yalnızca siz yaratabilirsiniz. Kim bilir belki buna alışınca bunun gibi bir sürü an’larınız olur. Hayat o kadar kısa ki, zamanın iyileştiriciliği yalanı altında o kısa olan ‘an’ı iyice etrafımızdan silip süpürüyoruz. Giden ‘an’ların ise geri dönüşü yok. Hayatta bir tane bile, yalnızca bir tane bile ‘an’ yaratsak herhalde kara geçmiş oluruz. Ben şahsen bundan seneler sonra arkaya baktığımda pişmanlık ya da ‘bunu neden yapmadım, yapamadım’ demek istemiyorum. Yol bir araç. Amaç ise özgürleşmek. Bu uğurda imkânlarım el verdiği sürece esaret altındaki ruhumu özgürleştirmek adına zamanın beni esaret altına almasını beklemeyeceğim. İnsan doğadan gelir ve doğaya dönmelidir. Ve en sonunda da yine doğaya gidecektir…

Vagator yolunda ilerlerken hızımızı yavaşlatıp etrafı izleyerek ilerliyoruz. Öyle ki yemyeşil ormanların içine dalan yollar kaybolmuşluk hissi altında yeni yeni heyecanlar yaratıyor. Bir diğer yolun nereye bağlandığı bilmeden gitmek, sadece gitmek… Bir süre sonra yerleşim yerlerine giriyoruz. Yine ağaçların arasına gömülmüş şirin evlerden kurulu bir Hıristiyan köyü. Bir kaç yön tarifinden sonra deniz kokusu yine burnumuza çalınıyor. Buradaki bütün denizler yüksek dalgalı olduğu için kokular seslerle bütünleşiyor. Uzaklardan bile denize yakın olup olmadığınızı anlayabilirsiniz. Uçurumun kenarına dizilmiş, güneşi karşılarına alıp dua eder gibi hareketsiz duran, manzaradan sarhoş olmuş birçok yerli ve yabancı insan var. Bu kadar insanın olduğu yerde olmazsa olmaz olan satıcılar ve özellikle peşinizi bırakmayan kolye, bileklik satıcıları da tabi ki orada. Bir kaç usta manevradan sonra onlardan sıyrılıp – artık yanımızda eğer istemiyorsak iki kelamden fazla bir zaman dilimi duramıyorlar – putlaşmaya denize doğru, uçuruma rüzgâra karşı gidiyoruz. Zamanın durmasını isteyeceğiniz özel anlar vardır. Ya bir sevgilinin kollarıdır bu ya da sonsuzluk hissinin içinizin en derinlerini okşamasıdır. Sanki burada ikisine de vakıf oluyormuşçasına beş duyunuzu da tatmin edebilirsiniz.

Aşağısındaki kumsala ulaşmak için bir yol bulmalıydık. Görünen o ki buradan inmeye çalışırsak manzara kurbanı olabiliriz. Birkaç denemeden sonra ara yollardan tehlikeli olmayan bir iniş bulup kumsala ulaştık. Güneş bakmak üzereyken kendini çıplakça sundu. Kayıtsız kalamazdım buna. Kulağımdaki müzikle onun baştan çıkarıcı dansına eşlik etmeye çalıştım. Bir teoriye göre yıldız tozlarıyız ya hani biz. Bence ruhumuzun özgür olan parçaları güneşten gelen kısımlar işte. Onun saygıdeğer benliği altındaki bireyleriz.

Vagator’daki kumsallar bir kaç tane; en ünlüsü ise ‘Disco Valley.’ Uzun yıllarca gizli kalan bu kumsal hippiler tarafından keşfedilmiş. Günümüzde Goa’nın parti merkezi olarak geçiyor. Sezondaki kumsal partileri oldukça meşhur. Yağmur izin verirse şimdi de, muson zamanı da bir şeylere denk gelmek mümkün elbette ki. Hippilerin çoğunluğu Vagator’un hemen yanındaki kasabada, Chapora’da yaşıyor. Birçok Chopper motorlu oldukça yaşlı amca, teyze gördüm. Eski kulağı kesiklerden belliler. Yıllar önce gelip buraya yerleşmişler. Uzun kalmak isteyenlerin uğrak noktası bu bölge. Ev kiraları oldukça ucuz. Yanımızdaki erkek arkadaşımız Türkiye’ye dönmek istemiyor. Geçirdiğimiz bir seneyi çalışarak geçirdi ve yeteri kadar para biriktirdi. Bir süredir bu fikri zaten vardı ama buraları görünce bu fikrini iyice sabitleştirdi. Sakin, huzurlu özellikle yerleşimden uzak, hatta mümkünse ormanın içinde bir ev bulursak yerleşmeyi düşünüyor.

Buralardaki ev profilleri tam da bu zaten. Bir yandan gezerken bir yandan da ona ev bakıyoruz. Eğer uygun bir yer bulabilirsek onun kafasındaki gibi, kiralayarak onu buraya yerleştireceğiz. Vagator’da bir kaç yere sorduk aylık kiralar için 200 dolar gibi bir fiyat verdiler. Buradaki dostlarımıza sorduğumuzda ise “sakın öyle bir para vermeyin sezonda değiliz en fazla 100 dolardır” dedikleri için pazarlık yapmak zorundayız çünkü cümlelerinin sonu siz “beyazsınız elbette yüksek fiyat alacaksınız” olmuştu. Anjuna’yı merkez olarak alırsak, Vagator ve Chapora oldukça uygun bunun için. Daha Chapora’yı görmedim ama anlatılanlar böyle. Yaşanılabilir. Yolları tam bilmediğim için güneşin batışını fırsat bilip, gece karanlığına kalmamak için yola düşmek istiyorum. Çocuklar gibi su da oynadığımız için de üstümüz başımız sırılsıklam zaten. Geceye hazırlanmak için değiştirmek gerek…

Previous:

Anjuna

Next:

Calangute

You may also like

Post a new comment