Varanasi

29 Ağustos of 2011 by

21.08.2011

Bana verdiğin ızdıraba, düşürdüğün derde hiç bir yüzden, hiç bir kimseden derman bulamadım. Aslında, kim bana derman verebilir ki, benim çektiğim dert de bir hiçten ibaret.

Sabah ilk işimiz, hazır zamanımızda varken dünyada çok önemli bir pazar yeri olan ve tamamen el emeği ile yapılan ipekleri yerinde görmek oluyor. Hem onların nasıl yapıldığını hem de işçilerle biraz muhabbet edip onların hayatlarını irdelemek istiyorum. Amacımız bir yerde halka inip halkın içinde bir şeyler yapabilmek. Sanki 16. yüzyıldan kalma karanlık bir atölyede yere kazılan çukurlar içinde sopalar yardımı ile her bir ilmeği işlemeyi elleriyle yapan bu zanaatkârlar beni gerçekten etkiledi. Varanasi sadece Ganj’dan ibaret bir yer asla değil. Öylesine çok yapılacak görülecek yer var ki, kısacık zamana sığdırabilmek gerçekten çok zor. Bunun nedeni ise, evlerin, insanların birbirlerine gerçekten çok yakın olması. Daracık sokaklarda insanlarla iletişim kurmamak diye bir durum söz konusu değil.

Varanasi, Hindular için hayati öneme sahip olmasının yanında Budistler içinde çok önemli ibadet merkezlerinden biri. Budistler için 4 adet kutsal mekân vardır. Doğduğu yer; Lumbini, öldüğü yer; Kuşinagara, Siddharta’nın bir ağacın altında 49 gün çile çekerek Buddha olarak doğduğu yer; Buddh Gaya ve Buddha’nın 5 müridine ilk vaazını verip Budizm dininin temelini attığı yer; Sarnath. Bizde yolumuzun üzerinde olan, Varanasi’ye 10 km uzaklıktaki Sarnath’ya yolumuzu düşürerek, 2.500 yıl önce Buddha’nın ilk konuşmasını yaptığı yeri görmek üzere yola çıkıyoruz. Aynı zamanda Varanasi’nin ara mahallelerini de görme şansını elde ediyoruz. Geyik parkı da denilen bu yer gerçekten öylesine büyük ki, arkeolojik alanlardan, Budizm dinine ait korunmayı başarmış muazzam heykellere kadar her şey mevcut. Zamanımız her yeri gezmeye yetmiyor bile. Ama hepimiz, özellikle de ben Budizm dinine olan sempatimden dolayı saygıyla Buddha’nın önünde eğiliyorum.

Söylediğim gibi Varanasi bende derin duygular açmakta. Çok kısa sürede o geçmiş kokan havası beni kendine çekti, alıştım, sanki buradaydım hep. Ganj’a olan aşkım, sokaklara olan sevdam, daha da derinlere indikçe tutkuya dönüyor. Her şeyi hafızama kaydetmek istiyorum, bu şehri kaçırmak zevkinden kendimi mahrum bırakamam. Görülmesi, gidilmesi gereken öyle çok yer var ki. Bir tarafta Hindular, diğer tarafta Budistler, bir diğer tarafta Müslüman mahalleleri. Yüzyıllardır Hindistan iktidarı için savaş halinde olan bu halklar burada şuan barış içinde yaşıyorlar.

Gece geldiğinde şehrin görüntüsü öylesine renkleniyor ki, sokaklar panayır yeri gibi. Şu çok bahsedilen Altın Tapınak’a gitmemiz gerek artık. Buralarda konuştuğumuz bir adam herkesin, özelliklede Hindu olmayanların oraya giremeyeceğinden bahsediyor. Neden oraya geldiğimiz için bir sınavdan geçmemiz gerekiyormuş. Şaşırıyorum ama şansımı denemek istiyorum. Uzun, boğuk bir yolculuktan sonra tapınağın yakınlarına ulaşıyoruz. Her köşe başı Hindistan ordusundan askerlerle dolu. Bizi sadece turistlerin kabul edilebileceği bir kapıya yönlendiriyorlar.  Gerçektende adamın dediği gibi sadece pasaportlarımız dışında her şeyimizi alıyorlar ve görüşme için bir açık hava odasına alınıyoruz. Hiçbir şeye izin verilmiyor. Adam Hindu olmadığımızı duyunca direk reddediyor bizi. Kocaman mermer bir yazıda da bu durumdan bahsedilmiş, onu gösteriyor. Adamın önündeki kayıt defterinde İspanyollar ve Fransızlar var. Demek ki bir şekilde giriliyor. Sonradan öğrendim ki durum Müslümanlara karşı olan bir mevzuymuş. Zamanında Müslümanlar burayı yıkmışlar, yağmalamışlar. Allem edip, kallem edip girmeyi başarıyoruz. Zaten bu kadar bekledikten sonra girmemek diye bir şey söz konusu olamazdı benim için. İçerde hiçbir şey bile olmasa yinede girerdim.

Tapınak gerçekten çok güzel. Kapı saf gümüşten, kubbe ise tonlarca ağırlığında saf altından, Shiva’nın limgamı, erkeklik organı  – doğumu, varoluşu simgeliyor – saf altından yapılmış. Güvenlik önlemleri daha anlaşılır kılınıyor gözümüze. Ama çok uzun kalamıyoruz. Öylesine kendinden geçmişler ki ve öylesine kalabalık ki bura biranda kendimizi dışarıda buluyoruz. Göreceğim kadarını gördüm. Hala bu bağlılığı aklım almıyor. Öylesine putlaştırılmış ki heykeller ve öylesine inançlılar ki, izlemekten, öğrenmekten başka çareniz kalmıyor.

Anne Ganj’ın kucağında geceyi bitiriyorum. Suları her geçen gün daha da yükseliyor. Ama onu görmeden yapamıyorum. Bu kadar yakınında olup ona bakmadan yatağa girmek içime sinmiyor. Gidene kadarda böyle sürüp gidecek…

 

Previous:

Varanasi

Next:

Varanasi

You may also like

Post a new comment