Viyana’da Her Sonbahar Yeni Bir Başlangıçtır

31 Ağustos of 2015 by

 Toplum olarak yaşadığımız olumsuzlukların gölgesinde de olsa yaz aylarının deniz, kum, güneş, biraz dinlence biraz da eğlence ile geçen günlerinin sonu geldi ve de sonbahar kapımıza dayandı. Eylül ayı ile sonbahara merhaba derken, bu mevsim ile adeta yeniden canlanan bir şehir olan Viyana’ya kısa bir yolculuk yapalım istiyorum. Viyana’yı görmemiş, yaşamamış olanlar bu şehrin adı geçtiğinde nedense soğuk ve kasvetli bir şehir canlandırırlar gözlerinde,  bir de tabii ki klasik müzik eşliğinde vals yapan çiftleri. Ancak, benim gözümde Viyana bunların çok ötesinde bir şehirdir…

viyana vals

Ünlü ‘Mavi Tuna’ valsine ilham veren Viyana, Tuna Nehri kıyısında kurulmuş,  Avusturya’nın siyasi, kültürel, ekonomik ve idari merkezidir. Uzun ve karmaşık bir tarihi olmakla birlikte, 13. yüzyılda Habsburg Hanedanlığı ile birlikte önemli bir sanat ve ticaret merkezi olmuş ve 18. yüzyıla gelindiğinde önemli bir imparatorluk ve kültür şehri haline gelmiştir.  Sonraki dönemlerde iki kez Osmanlı kuşatmasına da sahne olan Viyana, son olarak 1955 yılında egemenliğini kazanmış ve günümüzde birçok yönüyle dünyadaki en yaşanılabilir şehirler arasında yerini almıştır.

viyana uzun cadde

Saraylar ve müzeler şehri Viyana

Viyana’da geçireceğiniz süre kısıtlı olduğunda, ilk yapmanız gereken tarih boyunca inşa edilmiş ve titizlikle günümüze kadar korunarak gelmiş olan kraliyet saraylarını ve bahçelerini, kiliseleri, özel kişilerin yaşamış olduğu evleri gezmek olacaktır. Marie Antoinette’in doğduğu Hofburg İmparatorluk Sarayı görülecekler listenizin başında yer almalı… 13. yüzyılda Habsburg Hanedanı tarafından inşa edilen saray, daha çok kışlık malikâne olarak kullanılmış. Burada İmparatoriçe Elisabeth’in (Sissi) özel eşyalarının sergilendiği ‘Sissi Müzesi’ni gezmenizi şiddetle öneririm. Müzeyi gezerken, bu çok güzel ama bir o kadar da talihsiz imparatoriçenin yaşam öyküsünü gözlerim dolarak izlemiştim. Yazlık saraylar olarak inşa edilen Schönbrunn ve Belvedere Barok stilin muhteşem örnekleri olarak kabul ediliyor. ‘Güzel İlkbahar’ anlamına gelen Schönbrunn, Paris’teki ünlü Versailles Sarayı’na rakip olarak yapılmış, daha sonra Maria Therasa’nın mimarı tarafından Rokoko tarzında yeniden düzenlenmiş. Büyük ve süslü bahçeleriyle insanı büyüleyen bir atmosferi var. Buradan ayrılmadan önce, bahçesindeki Rezidenz Cafe’de bir ‘melange’ (kahve ve sıcak süt karışımı) eşliğinde ‘apfelstrudel’ (elmalı ve üzümlü tart) yemeyi ihmal etmemenizi öneririm.

viyana secil ertem

Viyana’da göreceğiniz daha birçok yapı barok stilinde inşa edilmiştir. Karlskirche, Kış Binicilik Okulu ve Bohemya Adalet Sarayı bu stilin en güzel örneklerindendir. Stephansdom (Aziz Stefan Katedrali) Karntner Strasse’nin devamında karşınıza çıkıyor ve şehrin merkezi konumunda. İçindeki renkli vitrayların oluşturduğu ışık oyunlarını izlemek için bile olsa görülmeye değer. Hemen arka sokağında ise Mozart’ın bir süre yaşadığı ve Figaro’nun Düğünü’nü bestelediği üç katlı bir ev  (Figarohaus) yer alıyor. Çeşitli canlandırmalarla ilginç hale getirilmiş. Mozart’ın eşsiz müzikleri eşliğinde gezilmesini öneririm. Şehir merkezine yakın bir yerde olan Hunterwasser Evleri de ilginç gezi noktalarından biri. Avusturya’nın Gaudi’si olan ünlü mimar tarafından sosyal konut olarak yapılmış olan evler değişik stilleri ile ilgi çekiyor. Karşısındaki bir pasaj içinde çok güzel hediyelik eşyalar bulabilirsiniz.

viyana saraylar

Viyana’da tarihi ve sanatı keşfetmek isteyenler için saraylardan sonraki bir başka önemli durak ise ‘Kunsthistorisches Museum’dur (Viyana Sanat Tarihi Müzesi).  Müzenin içindeki eserlerin çoğu Habsburg Hükümdarları’nın yüzyıllar boyunca topladıkları eserlerden oluşuyor. Resim koleksiyonunda 15. – 18. yüzyıl arası eserleri görebilir ya da bir başka bölümde Mısır, Yunan, Roma ve Efes antik koleksiyonlarını inceleyebilirsiniz. Bu müzelerin arasında bir Efes Müzesi olduğunu görünce hem şaşırıp sevinmiş, hem de bizden giden bu eserler için üzüntü duymuştum. Viyana’da daha çok sayıda müze ve sanat galerileri meraklılarını bekliyor.

viyana saray

Yeme – içme sanatı

Viyana’da yeme – içme gerçekten bir sanat gibi icra ediliyor. Damak tadına önem verenler, hele hele tatlılara ve şaraba düşkün olanlar için bu şehir harikalar vaat ediyor. Fighmüller’de Viyana ile özdeşleşmiş ‘Wiener’ şnitzelini Viyana çevresindeki bağlardan gelen bir kadeh şarap eşliğinde yedikten sonra, üstüne de bir dilim ‘Sachertorte’ sizi göklere uçurabilir. İlk defa 1832 yılında Franz Sacher tarafından yapılan ve yoğun pürüzsüz çikolata kaplamasının altında kayısı reçeli bulunan bu dünyaca ünlü turtayı her gün ‘Cafe Sacher’de yüzlerce misafir tadıyor. Şehirde ayrıca geçmişi çok eskilere dayanan ve günümüzde de eski özelliklerini sürdüren ünlü kafeler bulunmaktadır. Bunlardan biri bir zamanlar Sigmund Freud’un müdavimi olduğu Landtmann, bir diğeri de yazarların ve düşünürlerin uğrak yeri olan Cafe Centrale’dir. Yeme, içme ve eğlencenin doruğuna varılan biraz şehir dışında ama güzel bir tepenin üzerinde bulunan Heurigen’leri de unutmamak lazım. Daha çok turistlere hizmet veren bu şarap evlerinde yerel şaraplar ve yemek eşliğinde yerel müzisyenlerle çok eğlenceli bir gece geçirebilirsiniz.

viyana restorant

Klasik müzik ve valsler diyarı 

‘Klasik müziğin şehrine gelip de bir opera ya da operet görmeden – dinlemeden dönmek olmaz’ diyen okuyucularımıza Neo Rönesans tarzındaki Viyana Devlet Operası’nı kesinlikle ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum. Karntner Strasse’nin sonunda yer alan Opera binası, 1869 yılında Mozart’ın ünlü eseri ‘Don Giovanni’si ile perdelerini açmış. II. Dünya Savaşı sırasında bombalanan ve zarar gören bina, 1955 yılında yeniden onarılarak hizmete girmiş. Günümüzde bir defada yüzlerce kişiyi ağırlayan operada canlı bir temsil izlemek isterseniz, aylar öncesinden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Ama en azından benim de yaptığım gibi, bir rehber eşliğinde iki saatlik bir tur alarak, operanın tarihi ve bugünkü kullanımı konusunda bilgi edinebilir ve o muhteşem salonun kırmızı kadife kaplı koltuklarında oturup senede bir kez yapılan ünlü Vals Gecesini hayal edebilirsiniz. Burada, dünyaca ünlü Viyana Filarmoni Orkestrası da operanın açık olduğu aylarda konserler vermektedir.

Viyana’da klasik müzik konserlerinin verildiği, turistik amaca hizmet eden çok sayıda konser salonu var. Bunlara bilet bulmak da çok zor değil. Müzik tutkunlarına özellikle bir gecelerini Mozart ve Strauss eserlerinin seslendirildiği, Rönesans stilinde inşa edilmiş ve zamanında bizzat Johann Strauss tarafından yönetilen konserlerin verildiği Kursalon’da geçirmelerini tavsiye edebilirim.

viyana muzik

Viyana’dan sevdiklerimize ne alabiliriz, nerelerden alışveriş yapabiliriz?

Avusturya el sanatları alanında gelişmiş bir ülke olmasıyla bilinir. Bu nedenle, Viyana’da porselen ya da kristal ürünlerin en ince işçilikle üretilmiş olanlarını kolaylıkla bulabilirsiniz. Ben kendime elde kanaviçe ile işlenmiş bir çift çiçek desenli küpeyi, Sissi Müzesi’nin hemen yanındaki küçük bir dükkândan almıştım. Porselen ürünler için Augarten imalathanesi ve kristal objelerle aksesuarlar için merkezi Viyana’daki Karntner Strasse’de bulunan Swarovski Mağazası’na uğrayabilirsiniz. Şehirdeki en uzun alışveriş caddesi olan Mariahilfer Strasse’de daha uygun fiyatlı ürünler bulmanız mümkün. Ayrıca Graben ve Kohlmarkt Strasse’de bir yandan alışveriş yaparken diğer yandan sokak müzisyenlerine eşlik edebilirsiniz. Viyana’dan çok kaliteli ve özgün antikalar da alabilirsiniz ama bunun için kesenin ağzını epeyce açmak gerekir.

viyana mozart

viyana kapi

viyana mimari

viyana eserler

 

Viyana’da sonbahar

Viyana’yı kısacık satırlara ve sayfalara sığdırmak imkânsızdır. Sonbaharda yeniden canlanan şehir, tiyatroları, konser salonları, operası ile yeniden kapılarını izleyicilere açar. Mağazalar en canlı kreasyonları ile insanları cezp eder. Kışa doğru ilerlerken şehir Noel hazırlıklarına başlar.  Kısaca, Viyana kendisine gelene umduğundan çok daha fazlasını veren bir şehirdir. Son satırları, özgür bir ruha sahip olan ve yaşamının önemli bir bölümünü uzun yolculuklarla geçiren Sissi’nin kendi kaleminden dökülen ve sonbahar mevsiminin hüzünlü havası ile uyum sağlayacağına inandığım bir dörtlükle kapatalım;

Bir martıyım ben, yurdu belli olmayan

Hiçbir sahil yok ki evim diyebileyim

Ne olduğum ne de varacağım yere bağlıyım

Dalgadan dalgaya uçarak koşmaktayım

(Kuzey Denizi Şarkıları, 1880)

Yazı ve fotoğraflar: Seçil Ertem

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

.

Previous:

İnsan Hayatında Kaç Kere Kendini Aktif bir Volkanın Zirvesinde Bulabilir?

Next:

Zeytinli Köşk

You may also like

Post a new comment