Yaramdan Değil, Sorandan Öldüm

31 Mayıs of 2011 by

Mayıs ayının 27. günü, bir otobüs dolusu kadın Antalya’dan Fethiye’ye doğru yola çıktık. Sabahın sekizinde, bülbüller şarkı defterini yeni açmış, ses akorduna başlamıştı.  Gecesefasının kokusu güneşin doğduğundan habersiz, havada savrulmayı sürdürüyordu. Doğa bütün güzelliğini önümüze sermiş, bize paylaşıldıkça çoğalan, sevgiyi sunma derdindeydi.


Otobüste 22 kadın ve bir erkek vardı. Önce hepimiz tek tek kendimizi tanıttık. Bu tanışma sıradan bir tanışma değildi. Üyesi olduğumuz örgütten tutun da, yeteneklerimize dek anlatma biçimindeydi. Herkes birbirini tanıyınca, ne denli ortak dilimizin olduğu ortaya çıkıverdi. İşte o zaman her şey güzelleşti, aydınlandı. Birlikte söylediğimiz kardeş türküleri, anlattığımız eğlenceli fıkraları paylaşarak, onca yolu en kısa zamanda, hiç yorulmadan tüketiverdik.

Antalya’yı çıkınca, rampa yollar bizi yaylalara ulaştırdı. Yayla yollarına bahar henüz gelmişti. Yollarda yeşilin kırk tonu, erguvanın en ışıklısı bizi sevgiyle selamladı. Sığla ağaçlarının serin kokusunu duyunca, anladık ki, Fethiye’ye yaklaşıyoruz. İşte o zaman izleyeceğimiz olaydan dolayı gerildik ve aramıza yeni katılan arkadaşları bilgilendirme gereği duyduk. Bizim hüznümüze uyumdan olacak, hafifçe yağmur çiselemeye başladı.

Bir kadın arkadaşımız, 2007 yılı Haziran ayında, Muğla’nın Fethiye İlçesi’nin Gebeler Kaplıcası’nda, içlerinde Milli Eğitim Müfettişi ve öğretmenlerin de bulunduğu, sayısı tespit edilemeyen kişilerin tecavüzüne ve işkencelerine maruz kalmıştır.

Arkadaşımızın susmayıp yaptığı hukuksal başvuru sonucunda,   Fethiye Savcılığı’nın ‘Kovuşturmaya yer olmadığı’ kararıyla sonuçlanmıştı. İç hukuk yollarının tükenmesi nedeniyle, ‘Avrupa İnsan Hakları’na yapılan başvuru kabul edilmişti. En sonunda Adalet Bakanlığı’na yapılan olağan üstü bir yol olan ‘Yazılı emir yoluyla bozma’ başvurusu, kadın örgütlerinin eylemlilikleri ve olayın basına yansıması ile 26 Ocak 2011’de geç de olsa dava açılabilmişti. Bu üçüncü mahkemeydi. Hepsinde de İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla ve Antalya’dan otobüsler dolusu kadın Fethiye’ye yollanıyordu.

Bu Mahkeme’de de ortalama iki yüz kadın ve otuz avukat davanın takipçisi olmak için Fethiye’ye vardık. Yalnızca avukatlar mahkeme salonuna alındı. Diğer kadınlar, adliyenin önünde, yakıcı güneşin altında, susuz, yorgun, yedi saat slogan atarak, tecavüzcülerin yargılanmasını talep ederek bekledik. ‘Erkek adalet değil, gerçek adalet’ istediğimizi saatlerce haykırdık. Ancak, tecavüzcüleri korumaya çalışan bir mahkeme heyetiyle karşılaştık. Muğla Baro Başkanı ve sekreteri de tecavüzcülerin avukatıydı. Özellikle sekreterin kadın olması ve tecavüzcüleri savunması canımızı acıtıyordu. O nedenle mahkeme sonunda kapıdan başı önünde çıkıp giden tecavüzcü avukatlarını yuhalayan kadınları durdurmaya kimsenin gücü yetmedi.

Canımızı acıtan başka olaylar da vardı. Savcının, tecavüze uğrayan arkadaşımızın annesini, 26 yıl önce boşanmış olmasından dolayı sorgulaması, yine arkadaşımızı sosyalist örgütlere üye olup olmadığının araştırılması. Ellerinde tecavüz raporu olduğu halde, yeniden bir dizi muayene istenmesi ve bu davranış nedeniyle, her muayenenin, arkadaşımız için, yeni bir tecavüz sayılması, olayın her sorgulanışında, o günkü gibi işkenceyi yaşaması, yaradan değil, ama sorgulamadan ölmek demekti. Bu davranışın ilkelliğinin ne denli farkında olsak da, sosyalist olunca, tecavüzü hak etme düşüncesi midemizi bulandırmaktan, bu denli geri düşüncelerin saldırısına uğramaya alışamamaktan dolayı, insan olmanın gereği öfkeliydik. Olmalıydık da. Yolda bizi teselli etmek için, yolumuza serilen gökkuşağı da öfkemizi azaltamadı. Kadınlar, tam da gökkuşağının altından geçerken şöyle dediler;

‘Biz kadınlar, biliyoruz ki tecavüz, kadınların erkek egemen sistem tarafından kontrol altına alınması amaçlı olarak sistematik ve bilinçli yağmasıdır. Bu nedenledir ki, dört sene önce Gebeler Kaplıcası’nda yaşananlar, tek bir kadına değil, tüm kadınlara yönelik tecavüzdür. Erkek egemenliğinin geriletilmesi ve adalet için ısrarcıyız. Bu davanın takipçisi olmayı sürdüreceğiz.’

İşin içine kadın girerse, geri dönüşü yoktur. Bu dava kadınlar lehine sonuçlanmak zorundadır.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

 

Previous:

Güvenli Mesafe

Next:

Geri Dönüşüm Emekçileri

You may also like

Post a new comment