Yarın Eda Doğdu

12 Mayıs of 2011 by

Çok ilginç, kendi çocuğuma doğmadan önce böyle bir yazı yazmamıştım. O zaman internet teknolojisi bu kadar gelişmiş değildi. Ama insan beyni yine de düşünebiliyordu. Şimdi ise düşünceleri kablosuz, elektriksiz, kalemsiz, kâğıtsız oturduğumuz hatta yattığımız yerden bu sanal ortama yüklüyoruz ve birilerinin okuyacağını umuyoruz.

Tıpkı senin de büyüyünce bunları okuyacağını umduğum gibi. Çünkü bu gece dünyanın sensiz son gecesi. Yarın her şey çok farklı olacak.

Öncelikle söylemeliyim, dünya her zaman neşeli bir yer değil. Ve aydınlık. Ve sevimli. Ve itinalı. Ve adaletli. Ve mutlu. Sen bunları kendi lehine çevirmek için etrafında bir hale ile doğacaksın. Neşesiz anda neşe, karanlık anda ışık, sevimsiz anda gülücük, adaletsiz anda huzur saçacaksın. Böyle bir misyonun olacak senin Eda. İsmin gibi kendin de edanla insanları büyüleyeceksin. Biliyorum, çok güzel bir kız olacaksın.

Bu dünyayı sana nasıl bıraktığımıza bakı kızacaksın. Bu yüzyılda dünyaya gelmek, sifonu çekilmemiş tuvalete girmek gibi biliyorum. Dünyayı kullanılmış, pis, kötü kokulu ve tuvalet kâğıtsız bıraktığımız için sen ve neslinden özür dilemek isterdim ama sanırım artık çok geç.

Pembe kelebekli tokaların, beyaz uçuşan eteklerin ve beyaz külotlu çorabın ile Kuğu Gölü’nü oynarken ilkokulda, ‘Neden artık göllerde kuğular yok Halacım?’ diye soracaksın. Nasıl anlatabilirim ki sana o bembeyaz kuğuların kocaman arabalı kocaman göbekli amcaların arabalarına araba, göbeklerine göbek katılabilsin diye daha çok petrol çıkarılırken simsiyah yağa bulanıp öldüğünü? Dizime yatıp ağlarsın ondan sonra. Ve her beyazı kapkara yapıp mahvederken, her siyahı da beyazlaştırmaya çalışarak aslından ettiğimizi nasıl anlatabilirim sana? O koca koca gözlerini açıp bana dikersin: ‘Her şey doğal hali gibi siyah ya da beyaz kalsaydı ya Hala?’ dersin.

Sana temiz bir deniz, delinmemiş bir ozon tabakası, erimemiş buzullar, nesli tükenmemiş kaplumbağalar, bombasız uçaklar, mayınsız tarlalar ve kavgasız bir insanlık bırakabilmek isterdim ama olmadı. Bencilliğimizi hırsımıza katık ederek senin içeceğin suyu araba yıkamacılarla, soluyacağın havayı da klima gazlarıyla kirlettik. Para ismini verdiğimiz yeşil kâğıt parçalarının üstüne TANRI yazarak aslında neye taptığımızı bildirdik.

İlerde yüz bin yeşil kâğıt versen bir tane yeşil yaprak alamayacağımız günler geldiğinde, hayvanlarla otumuzu suyumuzu paylaşmamız gerektiğinde, umarım araba yerine atın, altın yerine buğdayın, internet yerine kuşların olur.

Ne demişti ‘halan’ bundan yıllar önce:

“Gökyüzündeki payımı

kuşlara bırakıyorum.

Kanatlarında bomba değil

sevgi taşıdıkları için.”

Kelebek etkim, deniz yıldızım, karetta karettam, süngerbobum, Afyon kaymağım, Anzer balım, gözleri Eda’lım, gel hoş sedalım.

Yarın gel ki ‘Dün yağmur yağacak’ diyen şaire bir cevap vereyim. Hep mi şairin dediği doğru çıkacak, ben de ‘YARIN EDA DOĞDU’ diyeyim.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Mavi Bir Köpeğin Gözleri

Next:

Dünyanın Marquez’ine Seyahat

You may also like

Post a new comment