Yaşamın Değişik Kareleri

20 Aralık of 2010 by

Kendimi görüyorum; yaşam şeklimin beni gösterdiği değişik karelerde; köyde loş salonun bir kenarına kurulmuş bilgisayar başında bitirmeyi umursamadığım kitap için yalnız akabildiğimde yazabildiklerim üzerindeyim. Elimin altında, uzanabileceğim yakınlıkta bir çay hazır vaziyette. Ay ışığı üzerimde mırıldanıyor, kedinin sıcaklığı oturduğum yere daha bir sabitliyor beni.

Dışarıda bir tür sessizlik, içerde bir başka sessizlik. Arada esen rüzgârın sesi giriyor evin iyi kapanmamış aralıklarından, kulağımdan kalbime ulaşıyor. Her iki tarafı da algılıyorum. İkisinin de bende bıraktığı his değişik.

Arada bir su doldurmaya iniyorum dereye; her seferinde pabuçlarımı ıslatarak.

Biriken çamaşırlar var, onları bir süre öncesinden ıslatarak elimde yıkıyorum. Arada eğlenerek yapıyorum bunu, bazen de sızlanarak. Evimde tepede dağlardan süzülerek akan su; ulu çınar ağacının dibinden bir hortumla bana ulaşıyor. Bu nedenle de suyun debisinin her zaman uygun olmaması nedeni ile çamaşır makinesi kullanamıyorum.

Uzun bir süre evden ayrı kalıp ta oraya döndüğüm zaman evin kokusunu ve o kokunun ne kadar değişik olduğunu bir kez daha anlıyorum. İçimde bir yerde demir atan sessizlik beni oraya çekiyor. Bu koku o çekimi kalıcı kılıyor. O kokuyu seviyorum.

Sadeliği, basit olanı, yalın olanı sevdiğimi biliyorum. Öyle ki başka yerlerde kendimi sudan çıkmış balık gibi hissetmeye başlamam beni korkutuyor. Bu derece uyumlanma zorluğu çekiyor olmak beni uç noktalara çekiyor belki de.

Bu ev; taşlardan, samandan ve çamurdan yapılmış. İçinde barındırdığı bu kaliteler bende güzel etkiler bırakıyor. O samanın sarısını altın sarısı gibi görüyorum. Hatta benim için altından bile daha kıymetli. Şerif Nene’min altın saman sarısıyla dolu ambarında samanlara gömülüp bir süre o sapsarının içinde kaldığım o günü unutamıyorum.

Pelit ağaçlarının içinde uzaktan bakılınca kaybolmaya yüz tutmuş görüntüsü veren bu ev, ‘Nuri Usta’mın elleriyle düzelttiği kırmızı kiremitli çatısıyla benim sevdiğimdir.

Uzun zamandır içimdeki ‘Ben’e yaklaştıkça dışımdaki ben’den uzaklaşan halim beni buraya bu ormana, bu dağa demirledi. Buradan ne gitmek istediğim bir yer var, ne de dönmek istediğim bir yer.

Nereye doğru gidiyorum bilinmez ama söylenen çok güzel bir söz var; ‘Sonunda ne olacağı değil, yolda olmak önemlidir. Zira bu bir bilinmez’dir…

Olympos, Şubat’09

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş / Mudurnu

Previous:

Alakır’ın Sesi, Benim Sesim

Next:

Denizden Gelen ‘Bir Kadim Dost’

You may also like

Post a new comment