Yeni Yıla Bir Kaç Dakika Kala

28 Şubat of 2011 by

31 Aralık 2008

Yılın son günü… Hiç öngörmediğim, hayal bile etmediğim bir yerde yeni yıla ‘merhaba’ diyeceğim. Sokaklar yeni yıl için süslenmiş, ışıklandırılmış yine de fazla kalabalık değil. Bir sessizlik lapa lapa yağan kar soğuğuyla beraber insanın iliklerine işliyor. Yılbaşı için olabilecek en harika yerdeyim, Cibran’a yakın bir yerde…

Tonilerin üç katlı ana yol üzerinde bulunan binalarının ilk girişi ‘restoran, bar’, aynı zamanda yan tarafta fotoğraf dükkânları bulunuyor. Üst katta evleri, en üst katta da bana kiraladıkları yer var. Toni’nin babası soba yapıp satıyor. Annesi genellikle evde ve ev kiralama işleri ile meşgul. Toni, kız kardeşleri ile birlikte hazırlık yapıyor akşam için. Bense bu yaşamı kenarından izleyen bir yolcuyum, zamandan uzakta ve özel günlerden de…

Toni, ailesi ve burada gördüğüm herkes hemen hemen Hıristiyan. Ve vadinin içinden, yerleşimlerin içinden kiliselerin sütunları gözükmekte. Toni Arapça konuşuyor, Arap olmadığını söylüyor, atalarının Finik olduğunu da ekliyor ardından. Diğer herkes gibi Hıristiyan isimleri kullanıyor ve Hıristiyanlığa inanıyor. Bir kimlik kargaşası almış başını gidiyor…

Bunlarla ilgilenmiyorum, dikkatim yolda, karlarda iz bırakarak yürümeye devam ediyorum. Derken Qadisha Vadisi’nin derine doğru inen varlığı sanki beni de içine çekiyor. Çağrıya uyup yönümü değiştiriyorum ve yavaş yavaş inmeye başlıyorum kayalardan aşağıya doğru. Gördüğüm bir taş yapı ilgimi çekiyor, kayaların hemen dibinde ve uçurumun eşiğinde. O tarafa doğru yürüyorum. Büyük bir kayanın devamını taşla destekleyerek eve çevirmişler. Görüntü hem sıra dışı hem enfes. Bir kapıdan içeriye giriyorum. Karşıma bir mağara çıkıyor. Ve tavana bakınca da kayalar görüyorum. Bir de pencere. Oracıkta oturup burayı hayal edip bu hale getirmiş ‘o özel insana’ sevgilerimi yolluyorum…

Enfes bir manzara bir uçurumla beraber ayaklarımın altından dibe doğru kayıyor. Kenarda oturup bir süre hissettiğim güzelliği içime çekiyorum. Bizim Karadeniz evleri gibi evler de uçuruma inat konuvermişler gibi manzaranın kıyısına…

Akşam için Tonilere davetliyim. Daha akşama çok var. İçimden yürümek geliyor, amaçsızca sadece yürümek.

Uzun bir süre yürüdüm. Karda yürümek sanki aldı beni bir rüyanın içine bıraktı. Soğuğu öyle çok seviyorum ki ayakkabılarımın su almasına ve ayaklarımın üşümesine rağmen umurumda değil. Zaten ayaklarımı hissetmiyorum bile. Sadece bembeyazda yürümenin güzelliği var aklımda, derken yanımda bir araç durdu. Baktım Toni. Buraya ilk geldiğimde bana bir kaç otel gösteren ve şu an kaldığım yeri bulmama yardım eden adam. Eğer onlarla bir çay içersem çok mutlu olacağını söyledi. Olur dedim. Bir süre sonra bir sobanın yanında Toni ve ablası ile patates yiyip çay içerken buldum kendimi…

İzin isteyip kalktım. Yürüyerek eve dönmek üzere yollara düştüm yine. Karda yürümek cidden de algıyı açıyor, insanı derinlerdeki haline daha bir yaklaştırıyor. Aklımdan kelimeler dökülüyor, kelimelerin hızına yetişemez oluyorum. Bir kenarda her zaman yanımda taşıdığım defteri çıkarıp akmaya bırakıyorum kendimi…

Derken Cibran’ın New York ve Bscherri arasında geçen hayatı geliyor aklıma. Buraya niye batıdan dönüp dönüp geldiğini ve burayı niye bu denli sevdiğini anlayabiliyorum. O’nun deyişiyle ‘kendi meyveleriyle yüklü benliğini’ boşaltmak ve belki de tekrar tekrar dolmak için ve belki de her yerde hep aradığı o şarkıyı duymak için. Ve söylediği bir şey zihnimde o an beliriveriyor; “Benliğimi biçimlerde yitirdiğimde tekrar bulmak için denize döndüm, dalgalarda yitirdiğimde ağaçların gölgesinin birliğine yöneldim. Doğuda ve batıda denizin müziğini dinledim. İkisinde de her zaman ruhu doruklara çıkartan ya da yere indiren, bazen sevinçle bazen de kederle dolduran o sonsuzluk şarkısı vardı…”

Ne de olsa insan nereye giderse gitsin kendini de götürür ve bir de fark eder ki dünya aslında kendi içinde dönüyordur; kendi anlam ve anlamsızlıkları ile birlikte belki de…

Evdeyim. Toni sürekli yiyecek bir şeyler getirip duruyor. Soba yanar vaziyette. Bettina ve Santa Maria mutfakta hazırlıklarla uğraşıyor, ben de patates soyuyorum. Sobada patates kebabı yapacağız bol bol. O gece güzel ve değişik bir yeni yılı farklı kültürden insanlarla karşıladım. Şarkılar söylendi, yemekler, içkiler çeşit çeşitti. Herkes eğlendi…

Yeni yıla birkaç dakika kala toparlandık. İyi dileklerle hep birlikte 2008’e lafta elveda dedik, kim bilir aklımızın bir köşesinde takılı kalmış bir sürü düşünceyle birlikte…

Previous:

Qadisha Vadisi

Next:

Tripoli’de Bir Gün

You may also like

Post a new comment