Yerli mi? Modern mi? (8)

16 Kasım of 2011 by

Yerli ‘kafadan kafaya, kalpten kalbe’ konuşur. Birbirlerini hisseder ve sözcüklere gerek kalmadan birbirlerini anlayabilirler. Kimsenin bir diğerinden saklayacağı bir şey yoktur. Topluluk tek bir vücut gibi hareket eder. Sözler ve hareketler kaynaşmıştır. Ayrılık, aykırılık, uyumsuzluk gibi ruh halleri yoktur.

Değişime uğramış olanlar; birbirleriyle sözler aracılığı ile konuşur. Söylediklerini uygulamadıkları, davranışlarına sözlerinin uymadığı görülür. İçerde başka düşünür ve hisseder ve bunu ifade etmenin günah, aykırı, ayıp gibi kavramlarla tepki göreceğine olan inançları, kendine olan güven ve inançsızlıkları ya da kendilerini farklı göstermeye çalışmaları gibi nedenlerle gerçekte ne hissettiklerini baskılayabilirler. Bu topluluk içindeki birçok insanda görülen bir davranış şeklidir. Bir arıza… Dünya siyah ya da beyaz değildir. Dünya; bütün renklerdir. Bir zaman için itici olan, farklı bir yer ve zamanda aynı insan için kutsal olabilir. En kutsal edim ‘dürüstlüktür.’ İnsanın kendine karşı dürüst olmasıdır. Yaşamdaki şeyler hakkında insan ne hissettiğini kabul etmeli, kendini gözlemlemelidir. Rahatsızlık duymak doğaldır. Rahatsızlık duyduğunu inkâr etmek, saklamak ya da baskılamak yanlış olur. İnsanlar farklıdır ve herkes kendi yolunda haklı olabilir. İnsan eğer kendi duygularına saygı duymazsa bir başkasının saygı duymasını nasıl bekleyebilir?

– Yerliye göre 7 yön vardır; kuzey, güney, doğu, batı, yukardaki gökyüzü, aşağıdaki yeryüzü ve iç benlik. İnsan yerin ve göğün birliğinden yaratılmıştır. Kuzey, güney, doğu ve batı yaşamda yön bulmak için ve yaşamın akışını anlamak için verilen anahtarlardır. Batı gidişleri, geçmişi, yaşlanmayı, yaşlıyı, kök salmayı, doğu gelişleri, geleceği, gençliği, olgunluğu,  güney ılımlılığı, büyümeyi, koşulsuz sevmeyi,  kuzeyse keskinliği, özbenliği, iç yolculukları, cesareti çağrıştırırken iç benlik şimdi, tüm yardımcıların verilerinin toplandığı merkezdir. Merkez insanın içindedir. İç benliğini keşfetmesinde gizlidir. Değişime uğramış olan günümüz insanı 4 yön olarak ifade eder bunu. Gökyüzünü, yeryüzünü, göksel varlıkları, yerdeki hayvanları ve iç benliğini koparıp atmıştır. İç dünyası tamamen dışa dönük olarak yaşamaktan ve gördüklerini algılamak suretiyle görünen şeylerin ötesindeki gerçekliğe kapanmış gibidir.

– Yerli topluluktaki insanların görüşlerine açıktır. Bu açıklık yaşamın her alanında kendini olduğu gibi ifade etmenin önünü açar. Bu yeteneklerin gitgide yükselmesini, verimini maksimuma taşır. Ve bu topluluğun iyiliği için paylaşılır. Bundan mutluluk, sevinç duyulur. Sevinç ve mutluluk müzikleri ve danslarıyla hayat bulur. Her şeyi müzikleriyle duyururlar evrene. Uyumlu çıkan her sese kuşlar, dereler, ağaçlar ve rüzgar da katılır. Değişime uğramış olanlar genellikle açık görüşlü değildirler. Yargılama ve koşullanma neticesinde gelen kapalılık hoşgörüsüzlüğü doğurur. Yetenekler bu yüzden açığa çıkamaz ise birbirini taklit eden bir yıkıcı döngü içine hapsolur.

– Yerli çocuklar, gençler, yetişkinler ve yaşlılarla hep birlikte ateş başında oyunlar oynar. Oyunu başlatan birinin yaptığı bir şeye bir başkası kendi ifadesini katar. Ortaya hiç umulmadık, beklenmedik şeyler çıkar. Birlikte bir yaratımdır bu. Aynı şeyler masallarla ve öykülerle yenilenir.  Oyunlarda amaçlanan şey, yoğunlaşma ve yaratıcılığın gideceği yeri derinleştirmektir. Bu insanın ufkunu genişletir. Güvenini ve inancını besler.  Değişime uğramış olanlar oyunları, öyküleri, masalları sadece çocukların dünyasında olan, olması gereken şeyler gibi algılarlar. Onların yetişkin dünyalarında böyle şeylere yer yoktur. Çocukca deyip küçümsedikleri bir şeydir bu çoğu zaman. Yetişkin olmak insanın içindeki çocuğu bir bölmeye hapsetmesi demek gibidir ve bu yüzden çocuklarla zaman geçirmeyi geçiştirirler.

– Kahramanlık yerlinin dünyasında doğal bir şekilde vardı. Onlar için kendine karşı dürüst olan, kendini olduğu gibi ifade eden, ‘yeri ve zamanı geldiğinde yapılması gerekeni yapan insan’ doğal bir şekilde kahramandı. Kahramanlık dürüstlüktü, saygıydı, cesaretti ve tüm erdemlerdi. Ve bunlar doğal bir şekilde zaten vardı. Değişime uğramış olanlar tek tip yaşama geçtikten sonra kahramanları, öyküleri, hikâyeleri, oyunları televizyon ekranına hapsettiler. İnsanlar gerçekte yaşayamadıklarını oradan, cansız ve sanal bir kutudan seyreder oldu. Ve kahramanlık ulaşılamayacak bir yere kondu!

– Yerli tarihinden, geçmişinden ders alırdı. Her şeyi mağaralarda, kayalarda resmederek kaydeder ve sonraki nesillere aktarımını sağlardı. Tarihin olduğu gibi aktarılması önemliydi. Zaten kafadan kafaya kalpten kalbe konuşan bu insanların evrenle olan bağları açık olduğundan olmuş olanları ve olacak olanları ve olmakta olanları hissederlerdi. Günümüze tarih, gereksiz detaylarda boğularak ulaştırılmıştır. Gerçek tarihi bilmekten uzağız ne yazık ki! Geleceği biçimlendiremememizde bunun katkısı ise çok yüksek olmalı. Her şey böylesine tekrar edebildiğine göre geçmişten ne ders alabiliyor ne de onu doğru dürüst irdeleyebiliyoruz! Ortalık beyaz adamın mucizeleriyle dolu! Ama aslında ortada olan ‘kocaman bir hiç!’

– Yerli yarının her zaman kendileri için sakladığı bir şey olduğuna inanır. Yarınki yiyeceği yarından önce nasıl alabilirsin? Onun için doğa her zaman güzelliklere gebedir. O Ana’dır. Bu sorumluluktur aynı zamanda böyle düşünmek ve buna uygun yaşamak sorumluluktur. Değişime uğramış olanlar yarının onlar için sakladığı bir şey olduğuna inanmazlar. Dünyadan onlar sorumludur. Onlar insanların yeryüzünde zekâya sahip tek yaratık olduğuna inanırlar. Onun için istedikleri her şeyi yapabilirler. Dünya onlara istedikleri gibi kullanmaları için verilmiştir! Bu, uzun çok uzun zaman önce insanlar ilk olarak doğayı kontrol edebilecekleri ve yaşamı daha rahat bir hale getirebilecekleri fikrini ortaya attıklarında oldu!!!

İnsanlık günümüze kadar böyle geldi. Bu sorgulamamız gereken bir andır. Belki geç kaldık. Dünyanın kırılma noktası çoktan geçti. Belki de iklim değişiklikleri, hayvan türlerinin, bitki türlerinin yok olması, coğrafi değişiklikler, doğaya zarar veren her türlü yatırımın yarattığı ağır tahribatlar, rahat ve konfor düşüncesinin insan hayatı üzerinde yarattığı ‘yozlaşma’ ve insanın kendine olan saygısının, doğaya ve diğer canlılara olan saygısının yok olması, hak ve özgürlüklerin yok sayılması ile çoktan geri dönülemeyecek noktalara ulaştı.

Temizlik, her birimizin kendine dönüp bakmasında gizli. Merkezde! O da iç benliktir. Siz nereye bakıyorsunuz?  Gerçekte kimsiniz?

Ve bu dünya için ne yapabilirsiniz?

*Kaynak; Susanno Tamaro, Bir Aborijin Bilgeliği Romanı, ‘Sonsuzluğun Mesajı’

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

– SON –

 

Previous:

Yerli mi? Modern mi? (7)

Next:

Yusuf El – Fahri

You may also like

Post a new comment