Yeşil Başlı Gövel Ördek, Biri Anne Biri Yedek

27 Kasım of 2010 by

İki ördekten bir tanesi yirmi dört günlük kuluçka sürecini tamamlayıp on yumurtasından yedisinden evlat sahibi olmuş. Biz gördüğümüzde diğeri kırk gündür kuluçkadaydı. Sıcak bir yere yavruladığı için muhtemel helak olmuş yavruları.

Annelik sıfatına kavuşmuş ördeğin az da olsa yaşama ihtimali olan üç yumurtasını bu kırk gündür kuluçkada olan ördeğin altına koymuş sahipleri. O da anneliği tadabilsin diye. Sahiplerinin erkek olmasından ve nice erkeklerin av ismini verdikleri hayvan katliamından duydukları gaddar zevkten yola çıkarsak; ne kadar da naif bir düşünce bu.

Şehri kadar naif.

Hep iki kıtayı birleştiren o koca köy/şehirden bahsederiz. Ama kimse bir yarımada/şehrin iki denizi birbirinden ayırdığından bu kadar şevkle bahsetmez. Hâlbuki her yıl mayısın ilk pazarı bir denizden bir denize ‘Akdeniz’den Ege’ye Dostluk ve Doğa Yürüyüşü’ yapılmakta bu şehirde. Benim de öğrenip bundan bahsetmem için, yaklaşık üç sene önce Ankara’nın resmi nüfusunu bir kişi daha rahatlatmak amacı ile Datça’ya yerleşen en yakın arkadaşımın annesi Neval Hanım’ın evine gitmem gerekti.

Datça Belediyesi’nin internet sitesinden, her yıl Akdeniz’den toprak testilerle alınan deniz suyunun, katılımcıların iki saatlik yürüyüşü ile Gereme Koyu’na götürülüp Ege Denizi’nin sularına döküldüğünü öğreniyoruz. Bu muhtemelen dünyada iki deniz arasında yapılan tek yürüyüşmüş iddialarına göre. Ve aynı gün içerisinde iki denize birden girebilmek de sanırım sadece bu şehirde mümkün.

Bilmemek değil öğrenmemek ayıptan yola çıktım; ‘bük’ kelimesinin anlamını Bodrum / Türkbükü ile özdeşleştiren hafızam, kelimenin aslında koy manasına geldiğini öğrendi burda.

O iki ördekle tanıştığımız yerin adı Hayıtbükü idi. Anne ördek sarı-siyah renkli yavrularını askeri nizamda gezdirirken, gölgesi az sıcağı çok bir ağacın altında kırk gündür sadece su içmek için yerinden kalkan anne olmayı bekleyen ördeğin hikâyesi, yalnız insanların yaşadığı söylenen bu şehirde, yalnız,  insanların yaşama hakkının düşünülmediğini de gözler önüne serdi.

Seramikçilik denen toprağa şekil ve can verme sanatı ve bu sanatın olmazsa olmazı seramik fırını, eskiden yaşadığı kalabalık ve dumanlı şehrin dumanına duman katmış olmalı ki; büyükşehirde yalnız kalanlar kervanına katılmış Neval Hanım. Önce ver elini Bodrum, sonrası malum.

Datça’da ama Datça’ya on dokuz kilometre uzakta zeytinliklerle denize uzanan bir arazide üç katlı bir evin en üst katında, bahçede de atölyesi ile beraber karşılıyor bizi. Bitki örtüsü ve yollar sanki Akdeniz ama ikliminde Ege’nin tatlı esintisi var.

Öyle ki hem Akdeniz’in baygın bakışlı sıcağı, hem Ege’nin efeliği.

Kanında birbirine karışmadan dolaşan anason sarhoşluğu ve zeytinyağının diriliği.

Hem eğlenceli, hem sakin.

Hem esintili, hem dingin.

Şimdilik seramikten mumluklar yapmakla meşgul Neval Hanım. Balık şekilleri denemiş arkalarına Datça’ya geleli beri karaladığı bir hikâyeden cümleler kazıyarak. “Kışını yaşamalısınız buraların” diyor kızına ve bana. Biz, iki kız ve bir erkekten oluşan çocuk güruhunu idare etmeye çalışırken, yüzündeki genç anneanne gülümsemesi hiç eksilmeden. İnsanın kendine güvenen bir annesi olması moda değil artık. Ama kendine böylesine güvenen bir anneannesi olması; kızlar için ne büyük bir nimet. Birbirinden güzel dört kadınla geçirdiğimiz otuz dört saatimizden sonra mutlu ve yorgun otobüsümüze biniyoruz oğlum ve ben. Arkadaşımın büyük kızı İnci arkamızdan su dökerken “Aslında ara misafirlerimize su dökmeyiz bir burda” diyor anneanne. “Ama siz Şubat’ta tekrar gelin diye bir istisna uyguladık bu sefer.”

Datça’da yaşayan ama “Ben buralı da değilim artık, yapıştığımı sandığım koca bir şehri bıraktıktan sonra her yer bana memleket” diyen Neval Hanım’ı düşünürken, aşağıda, otobüsün bagajında, çantamda, kırılmasın diye sıkı sıkı kâğıtlara sarmalayarak denizinden kopardığım balık figürüne gidiyor aklım. Ve onun arkasındaki aslında tüm bunları özetleyebilecek olan cümleye. İşte o zaman söyleyecek söz kalmıyor geriye:

…dağlardan denize inmelisin…

Previous:

Van Kalesi, MS 2010

Next:

Aşk/Sız/Isı

You may also like

Post a new comment