Yılbaşı Kutlaması Mı? Dünya Harcama Günü Mü?

24 Aralık of 2010 by

Yüzdük yüzdük; her zaman olduğu gibi şaşalı kutlamalarla girdiğimiz bir yılın daha sonuna geldik. Ben yılın sonundan girdim konuya; ama çoğunluk için yılın başı önemli şu günlerde. Belirsizliklerle dolu bir yıla girişi neden bu kadar coşkuyla kutluyoruz anlamıyorum. Dört rakamdan oluşan sene hanesine fazladan bir sayı daha ekleniyor; sonra yaşam aynen kaldığı yerden devam ediyor. Farklı bir boyuta geçiyormuşuz gibi neden algılanıyor?

Bugün, yarın da ard arda geliyor. Niye yarına ya da bir hafta sonraya bu kadar coşkulu geçmiyoruz? Bir sürü kişi ‘Yeni yılın güzel şeyleri beraberinde getirmesi umudu olduğu için’ diye yanıtlayabilir. Bu umudu hemen yarın için de taşıyabiliriz oysa. Her yeni yıl bir öncekinden daha mı iyi oluyor? Yoksa her yeni yılda yeni felaketler, hastalıklar, savaşlar, kargaşalar mı yaşıyoruz? Dünya her yeni yılda daha çok yaşlanmıyor mu bizimle beraber? Doğa her yeni yılda daha çok yıpranmıyor mu? Her yeni yılda mevsimler daha acayip hale gelmiyor mu? İnsanlar her yeni yılda birbirinden daha çok uzaklaşmıyor mu? Bu işte bir ‘dengesizlik’ var. Öyleyse neden çılgın bir coşku yaşıyoruz?

Yeni yıla girme heyecanı; yeni bir ayakkabıya, elbiseye ya da eve duyulan heyecan gibi algılanır. Yenidir çünkü. Eskimiş bir ayakkabının heyecanı olmaz ki eski bir yıla heyecan duyulsun. Ama aralarında büyük bir fark var. Biri elle tutulur gözle görülür bir eşya; yani somut. Diğeri ise; sadece umutlardan, beklentilerden ve hayallerden ibaret; yani soyut. Yeni bir eşyayı zevkinize, beğeninize göre seçme olanağınız var. Ama yeni bir yıl için aynı şey söz konusu değil; sadece hayal edebilirsiniz. Ne olacağı ile ilgili hiçbir bilgimiz yok. Başımıza ne gelecek bilmiyoruz. E biz yeniye bu kadar heyecan duyuyorsak neden eski yılların bir sürü şeyini özlüyoruz? Eski şarkıları özlüyoruz mesela. Eski yazarları, şairleri özlüyoruz. Eski evleri, eski İstanbul’u, eski Bodrum’u ve daha bir sürü yerin eski halini… Hem eskinin bir sürü şeyini özlüyoruz hem de ‘yenilik yenilik yenilik’ diye kuduruyoruz. Bu işte de bir ‘tutarsızlık’ var.

Her yılbaşında biz dünyalılar hep birlikte bir ‘harcama seferberliği’ne girişiyoruz. Yılbaşı hediyeleri, kırmızı iç çamaşırı alışverişleri, şatafatlı süslemeler, ihtişamlı havai fişek gösterileri, çılgın partiler, kusana kadar alkol tükettiren gece eğlenceleri… Her yılbaşında bir öncekinden daha çok harcama isteği… Harcıyor da harcıyoruz; hababam harcıyoruz.

Hıristiyanlık âlemi 25 Aralık’ta başlayan Noel kutlamalarını yılbaşı ile birlikte gerçekleştiriyor. Birçok Hıristiyanlık mensubu, evinde ailesi ve en yakın dostlarıyla şimdiki zamanlara göre mütevazı bir şekilde gerçekleştiriyordu bunu. Güzel bir çam ağacı, hoş bir yemek, dozunda hediyeler ve süslemeler, dini ritüeller… Noel-yılbaşı birlikteliği daha da artan bir ihtişamı körükledi. Hem Hıristiyanlık mensupları için hem de onlar haricindekiler için. Tüm dünya yılbaşı kutlamalarını gerçekleştirirken Noel kutlamalarının görsel hoşluğundan etkilendi. Bu yüzden Noel Baba olmayan, çam ağacı süslenmeyen, yılbaşı hediyeleşmeleri yaşanmayan ülke yoktur sanırım. Oysa bunlar tamamen Noel geleneklerinin içindedir ve Hıristiyanlık âlemine özgüdür. Dünyada görsel güzellik açısından kullanılması kötü bir şey değil elbette. Ama harcama dürtüsünü geliştirmesi nedeniyle rant haline getirilmesi beni deli etmiyor da değil. Bu olayı ‘anneler günü’, ‘babalar günü’, ‘sevgililer günü’ gibi özel ilan edilen günlerde de yaşıyoruz. Bu günlerin insanları harcamaya teşvik edip, toplu harcama seferberliğine yöneltmesinde büyük bir sıkıntı var. Doğal olarak bende de şöyle bir soru sorma ihtiyacı uyandırıyor: ‘Yılbaşı da dâhil tüm bu özel günlerin manevi dokusu nereye gidiyor?’ O kadar çok maddiyat ön plana çıkıyor ki maneviyatını unutuyoruz bu günlerin. Sadece eğlenceye ve harcamaya odaklı bir hale getiriyoruz; getiriliyoruz. Yazımın başında ‘Yılbaşını neden bu kadar coşkuyla kutladığımızı anlamıyorum’ demiştim ya. Buradan anlıyorum işte. Ticari rekabetin yol açtığı, iştah kabartıcı harcatma planlarının oyununa geliyoruz.

Dünyanın her yerinde enerjinin tasarruflu bir şekilde kullanılmasının önemli olduğunu biliyoruz. Bir sürü alternatif enerji kaynağı bulunmaya çalışılıyor. Ama Noel kutlamaları ve yılbaşı kutlamalarında çılgınlar gibi enerji harcanıyor. Evler, sokaklar, caddeler, köprüler vs birçok yer deliler gibi ışıklandırılıyor. İyi, hoş da biraz fazla değil mi? Sanki bütün ülkeler en gösterişli yılbaşını yapmak için yarışa giriyor. Harca harca; yeni yıla girince de enerji tasarrufunun öneminden bahset. Nerede kaldı bu ülkelerin yeni yıl umutları? Bireyselliğe indirgeyelim olayı bir de. Televizyonda izlediğim bir haberden örnekleyeyim. Bazı açıkgözler, yılbaşı ağacı olarak satmak için, ormanlardan gizli gizli çam ağaçlarını talan ediyormuş ve bu talanı önlemek için ormanlarda devriyeler gezmeye başlamış. Bir günlük bir eğlence için milyonlarca çam ağacına talep olursa, bu sonuçla karşılaşmamız gayet normal tabi. Doğaya verilen önemin her sene artmasını umut etmiyor muyuz? E ne oldu şimdi? Nerede kaldı yeni yılın umutları?

Sadece bir gece için bu kadar hazırlık, bu kadar harcama yapılıyor. Ertesi gün geldiğinde ne oluyor? Bunların bizden götürdükleriyle bize kazandırdıklarını düşünelim bir kere de olsa. Cebimizden, ülkemizden, dünyadan çok şey giderken birilerinin ceplerini çok iyi dolduruyoruz. Bize getirisi ise sadece eğlenmek. Ama nasıl eğlenmek? Çoğunluk için yılın ilk günü yorgunluk ve baş ağrısı nedeniyle dinlenmekle geçer. Ağzımızı sulandıran eğlencelere, kutlamalara kayıtsız kalamıyoruz çünkü. İlla çılgınca mı abartarak mı yapmamız gerekli yani? Dozajında yapsak olmuyor mu?

Benim en takık olduğum olaylardan biri de işyerlerinde yaşanır her yılbaşı. Tüm çalışanlar arasında yılbaşı hediyeleşmeleri için kura çekilir; birbirlerine hediyeler alırlar. Bunun amacı işyerinde sinerji yaratmaktır. Çalışanlar birbiriyle kaynaşsın diye yapılır. Yahu sinerji yaratmak bu kadar kolaysa o zaman herkes birbirine zırt pırt hediye alsın. Adama hiç anlaşamadığı birisi denk geldi belki kurada. Ona hediye almak zorunda kalacak. Alınca hemen can ciğer kuzu sarması mı olacaklar? Ya da çok az iletişimde olduğu birisi denk geldi diyelim. Nereden bilecek onun zevkini, nelerden hoşlandığını? Ben bu hediyeleşmelerden o kadar memnun olmayan insan gördüm ki komik geliyor. ‘Ya ben bir dünya aradım vereceğim hediyeyi; o kadar para verdim; bana da birisi ala ala bunu almış’ diyen çok insanla karşılaştım. Sinerjiye bak sinerjiye. Argo deyimle mideden sinerji. Yapay ve ruhsuz… Kim avantajlı çıkar bu durumdan. Tabiî ki ticari kesim; yani hediye aldığımız yerler… Bırakın da insanlar kime hediye almak isterlerse ona alsınlar. Eşine, dostuna, arkadaşına, tanıdığına, sevdiğine alacak belki veya hiç almayacak. Dayatmanın ne lüzumu var? Yılbaşı adetleri yerine gelsin, çalışanlar mutlu olsun diye isteniyorsa o zaman işyerleri kendi çalışanlarına hediye alsınlar yahu. Ya da prim versinler. Personele yapılan yılbaşı eğlencelerine harcayacakları paraları onlara versinler; insanlar gitsin sevdikleriyle eğlensin; istediğini yapsın. Yeni yıla bomba girmezler mi acaba? Aaaa; olur mu hiç? Sinerjiyi bedavaya getiremezler ki o zaman. Sen çalışanlarının maaşlarını hakkıyla öde; sosyal olanaklarını adam gibi sağla; huzurlu bir çalışma ortamı yarat önce de ondan sonra bekle sinerjiyi; kaynaşmayı. Bak o zaman millet nasıl sinerji yaşar…

Bazı şeyleri yaparken neden yaptığımızı, bunların sonuçlarını hiç düşünmeden yapıyoruz. İşyerleri yılbaşı için şöyle bir şey düşünseler mesela: Türkiye’nin herhangi bir yerinden çorak bir arazi bulsalar. Hem çalışanlarından katkı rica edip hem de kendileri katkıda bulunup, o çorak araziyi yeşillendirmek için fidanlar, çeşitli bitkiler hediye etseler… Ya da her çalışanına birer kitap aldırıp, kendi bütçeleriyle de kitaplar alıp bir köy okuluna hediye etseler… Ya da herhangi bir sosyal kurumun küçük de olsa bir eksiğini alıp, hediye olarak iletseler… Düşünün bunu ülkemizde binlerce işyerinin yaptığını. Ertesi gün televizyonlardan; bir sürü köy çocuğunun hediyelerle yaşadığı sevinçleri, çorak arazilerin yeşillendiğini, sosyal kurumların eksiklerinin giderildiğini izlesek… ‘Yılbaşında kırmızı iç çamaşırı satışlarında patlama oldu’ haberlerini duymaktan iyidir. İşte o zaman yeni yılda umut ettiklerimiz sadece hayal olarak kalmaz; ötesine de geçer; gerçekleşir. Sadece işyeri sinerjisi yaşamakla kalmayıp, ülke olarak bir sinerji yaşamaz mıyız? Yeşillendirdiğimiz çorak arazilerle doğaya da hakkı olan hediyeyi vermiş olmaz mıyız?

Bu konuda güçlü iletişim kanalı internet kullanılsa mesela. Devlet bu konuyla ilgili bir organizasyon kursa ve web sitesi oluştursa. Ülkenin dört bir yanından gelen talepleri toplayıp, web sitesinden ilan etse. İhtiyaç sahibi okullara hediye edilebilecek kitap, kırtasiye malzemesi ve daha birçok şeyin türlerini ve sayılarını görebilsek… Yeşillendirilecek çorak arazilere hediye edilebilecek bitkilerin türlerini ve sayılarını görebilsek… Bunun gibi birçok şeyi… Hediye edenler sadece kurumlar değil bireyler de olsa…

Gittikçe artan bu yılbaşı harcamaları yararlı alanlarda değerlendirilse kötü mü olur? Dozajında yaptığımız harcamalar bize yarar sağlarken abartısını neden bu alanlarda kullanmayalım? Yepyeni bir yıla daha güzel bir başlangıç yapmaz mıyız? Önceki yıl boyutundan çıkıp, farklı bir boyuta geçmiş gibi olmaz mıyız? Yılbaşı ‘dünya harcama günü’ özelliğinden kurtulur, ‘yardımlaşma seferberliği’ gibi muhteşem bir özelliğe bürünürdü. Yılbaşının ruhunu yaşamaz mıydık? Hepimiz birer Noel Baba olmaz mıydık o zaman?

Previous:

‘Ah Bir Bahçem Olsa!’ Diyenlere: Hobi Bahçeleri

Next:

Kaybeden Bir Şehir: Ah İstanbul! Vah İstanbul!

You may also like

Post a new comment