Yine Geldi Geçti 25 Kasım

29 Kasım of 2010 by

25 Kasım, ‘Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü.’ Neden 25 Kasım diyecek olursak; 1960 yılını anımsamamız gerekir. 25 Kasım 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nin Kuzey Bölgesi’nde bir uçurumun dibinde üç kadın cesedi bulundu. Ertesi gün gazeteler ‘Kaza’ diye yazıyordu. Oysa gerçek öyle değildi. General Trujilo’nun diktatörlüğüne karşı yürütülen faaliyetlere aktif olarak katılan üç kız kardeş, o gün cezaevi ziyaretinden dönerken, akşamın alaca karanlığında, gizli polislerce kaçırılıp tecavüz ve işkenceyle vahşice öldürüldüler.

Mirabel kardeşlerin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım, Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü olarak anılır oldu. Biliyorsunuz dünya insanları kardeştir, dünya kadınları daha da kardeştir.

Her yıl 25 Kasım’da dünyanın bütün ülkelerinde, şiddet ve kadın cinayetleri görünür kılınsın, mücadele yolları aransın, çözüm önerileri üretilsin, devletlere görevleri anımsatılsın diye eylemler yapılır. Biz de Antalya’da bir dizi etkinlik yaptık (Önümüzdeki günlerde panellerimiz sürecek).  Sivil Toplum Örgütleri ve bazı partilerle birlikte, meşaleli yürüyüş ve basın açıklaması yaptık. Basın açıklamasında kadınlar “Şu anda Irak’ta, Afganistan’da, Lübnan’da, Filistin’de bombalar altında bir kadın ve bir çocuk ölüyor. Yalnızca topraklar değil, kadın bedeni de işgal edilmeye çalışılıyor” dediler. ‘Namusumu kaybettim, bulmayacağım, kimsenin kölesi olmayacağım. Türk, Kürt, Ermeni kadınlar birlikte güçlü’ sloganları attılar.

Cumartesi günü, Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi ‘Töre ve Kadın Cinayetleri’ konferansını gerçekleştirdi. Çünkü ülkemizde son yedi yılda şiddet, yüzde bin dört yüz artmış durumda. 2009 Yılının ilk yedi ayında 953, 2010 yılının ilk yedi ayında 226 kadın öldürüldü. Yüzlercesi intihara sürüklendi. Bu bir cins kıyımı, kırımı değil de nedir? Konferansı; Çankaya Üniversitesi Öğretim üyesi, Prof. Dr. Filiz Kardam verdi. Aydın Kanza Parkı’nın Salonu, tıklım tıklım doluydu. İnsanlar, ilk kez konferansın sonuna dek beklediler. Her zaman panellerin yarısından sonra salonun boşalmasına alışık olduğumuzdan şaşırdık. Oysa şaşırılacak bir şey yoktu. Konu ‘Kadın’dı. Dinleyenlerin de çoğunluğu kadındı. Yıllardır görmezden gelinen, yok sayılan, haklarına aldırılmayan, saçı süpürge, bedeni sömürge edilen kadın.  

Filiz Kardam; Ülkemizin bazı illerinde, namusla ilgili yaptığı araştırmaları sundu. Araştırma görüntüleri perdeye yansıdı. Namus konusunda konuşanların tümünün fikri de aynıydı. Namus, eşittir kadın demekti. Oradan öteye bir anlam tanımıyorlardı. Karısına, kızına sahip çıkıp eve kapattı mı, o adam en namusluydu. ‘Namus uğruna ölünür, öldürülür’ dediler. Ama hiç birisinin namusun gerçek anlamından haberi yoktu. Oysa namusun sözlük anlamı; doğruluk, dürüstlük, erdemlilik, ahlaklılıktı. Bunları kadına yükleyince geriye ne kalırdı?

Görülen o ki, çok geciktiğimiz ortada. Devlet, kadınları da çocukları da korumakla yükümlü. Bunun için alt yapısını hazırlamak zorunda. Artık şimdiye dek olduğu gibi ‘Aile içi şiddete karışılmaz’ diyemez. Çünkü kadın en çok aile içinde şiddet görmekte, dile getirememekte, kendi utancı gibi yıllarca saklamaktadır. Özellikle aile içinde görülen şiddete, cinayetlere ceza indirimi yapılmamalı.

Kadın sığınakları ivedilikle çoğaltılmalı. En kısa zamanda AB standartlarına ulaşılmalı. Bildiğiniz gibi AB standartları 7.500 nüfusa bir kadın sığınağıdır. Kadınları ve çocukları şiddete karşı korumanın olmazsa olmaz koşuludur kadın sığınakları.

Seçim zamanı yine yaklaşmakta. Biz kadınlar, ‘Kadın Kotası’nı uygulamayan, adayların en az yarısına yakınının kadın olmasını sağlamayan, sıralamalarda da kadınları seçilebilecek sıralara koymayan partileri ciddiye almayacağız ve oy da vermeyeceğiz. Karar mekanizmalarının her alanında olmak durumundayız. Çünkü ‘Kadınlar vardır, kadınlar her yerde’ diyoruz.  

Antalya’da bu yıl ‘Kadın Anıtı’ dikmek için karar aldık. Anıt, öldürülen kadınların adlarını üstünde taşıyacak. Yarışmaya katılan kadın heykeltıraşların, birbirinden güzel eserleri arasından, Prof. Dr. Meriç Hızal’ın eseri seçildi. Eserin adı ‘Alyazma.’ Siyah mermer üzerine kırmızı yazma görüntüsü olacak. Anıt, 200.000 TL’ye mal olacak. Antalyalılar olarak bu anıta sahip çıkacağız. Herkesin çorbada tuzu olsun diye, bağışlar ve sponsorlarla kotaracağız. Bu anıtın, kadın cinayetlerini görünür kılıp kadınların uyanmasında kalk borusu olacağı umudundayız.

Previous:

Cuma Öğretmen’in Küpesi

Next:

Bayramın Ardından

You may also like

Post a new comment