Yoga Evi

21 Nisan of 2011 by

01 Ekim 2006, Tebriz, Azerbaycan

Öyle kanıksamışım ki sanki kendi evimde gibiyim. İçtenlikle beni kabul eden ve evden biriymişim gibi davranan yanları ile kalbimde her biri ayrı ayrı yer etti. Diğer taraftan yola devam etme isteği duyuyorum. İçimde heyecan ve ürperti birlikte yol alıyor ve onlara yetişmek gibi bir derdim var.

Buna rağmen son bir gün daha kalmaya karar verdim. Ertesi gün Süheyla, birlikte yoga yapmayı önerdi ve düzenli olarak gittiği bir yer olduğunu söyledi. Eşlik etmek isteyip istemeyeceğimi sorarken aynı anda da hazırlanıyordu. Doğrusu Süheyla’nın yoga yapıyor oluşu hoşuma gitmişti. Çıktık. Yürüyerek ulaştık Yoga evinin olduğu yere. Bir apartman dairesinin alt katında geniş tavanlı bir yere girdik. Ortamın, yoganın ruhuna çok da uygun olmadığını hissettim ilk. Yine de insanların bu amaçla bir araya gelmelerine içten içe sevindim. Her birimiz, yerde serili matlar üzerinde yaptığımız değişik hareketlerin, aynı anda da harekete ruh kazandıran rehberlikle bizi yönlendirmesine teslim olduk. Ara verdiğimizde Süheyla arkadaşlarıyla tanıştırdı beni. Katılımcıların yaş ortalamalarının yüksek olması karşısında düşünmeden edemedim. Belli bir yaşa geldiğinde insan bedenine iyi bakması gerektiğini anlıyordu. Yoga ise bedeni ruhla birleştiriyordu. Gerekliydi. Yaşamda alışkanlığa dönüşen onca gereksiz şeyin arasında, insanın kendine sahip olmasının yolu ne de olsa bedenine sahip olmasından geçiyordu!

Öğlende Süheyla’nın arkadaşı Nuşki’nin evine davet edilmiştik. Yoga evinden sonra soluğu orda aldık. Nuşki’lerin evi lüks diye tabir edilen evlerden. Her şey son model döşenmiş, enva-i çeşit yemeğin yapıldığı bir sofraya oturduk. Herkes çok misafirperver, her şeyi yemem için yapılan ısrarlar arasında kalmış bir halde bakınıyorum, nerden başlasam diye.

Yemekten sonra salona geçtik. İçimde bir şey bu lüksü öyle gereksiz buluyor ki öylesine bakınıyorum. Baktığım ve gördüğüm şeyleri değerlendiren tarafım iş başında yine. İlerleyen saatlerde Nuşki kalmam için ısrar etti. Süheylaların sıcak, dost evinde olmak ve son gecemi orada, onlarla geçirmek istediğime eminim. Burada olmak güzel ama Süheyla’nın gözlerini yakalamaya çalışıyorum. Eğer kalkarsa geceye çok geç kalmadan Masood, Abdi Bey Amca ve Sağlar’la devam etmek istiyorum. Derken, Süheyla’ya anlatmak istercesine baktım, anladı. Kalktık, her şey için minnet duyarak teşekkür ettim Nuşki’ye. Müzede tanıştığımız o günden beri neşeli tavırları ve tatlı konuşmalarıyla o da içimde yer edenlerden biriydi artık. Sarıldık ve ayrıldık.

Eve gidiyor olmak ayrı bir hüzün verdi bana o anda. Hissettiğim bu ‘geçici sıcak duygu’ yerini yarın belki de ‘soğuk, belirsiz ama özgür’ bir diğerine bırakacaktı. Gözlerimden damlayan birkaç yaşı Süheyla’dan sakladım. Bana izin verse ve beni soru sormaksızın anlayabilse oracıkta bir yerde bir köşe bulup doyasıya ağlardım.

Abdi Bey Amca ağzından hiç düşürmediği sigarasıyla kapıda karşıladı bizi. Nerede kaldınız derken onun da bizi beklediğini hissettim. Süheyla anlayamadığım bir nedenden kızınca ona, arada bir atışmalarını dinlemeyi özleyeceğimi biliyordum artık.

Masood’u gördüm ardından; ayağından eksik etmedi gri şalvarıyla, yüzünden eksik etmediği gülümsemesiyle. Hep birlikte ‘çay içmek’ üzere bir aradaydık işte. Çay ne kadar güzel bir şey, hep düşünmüşümdür; sohbetlere giden yoldaki değerini, bir bardak çayın sıcak ve dost sohbetlerin başladığı yer olduğunu ve çay ritüelinin aslında daha anlatılamayacak ve hiçbir zaman bıktırmayacak ve kendini tekrar etmeyecek kadar ‘özel’ olmayı nasıl da başarabildiğini…

O gece geç saatlere kadar oturduk, zaten geceleri oturmaya alışık ev halkıyla birlikte. Gözüm sofra bezine takıldı; üzerindeki resimler çekti beni, ‘Persopolis’ zamanından bugüne uzanan tarih, işte gözlerimin önünde bir sofra bezinin üstündeydi.  O zamanın bilgeliğinden eser yoktu, unutulmuştu. O arada televizyonu açtı Süheyla. Masood özellikle seçilen programların; düşünmeyen, irdelemeyen insanlar yetiştirmeye yönelik olduğundan dem vurdu!

Bu her yerde aynıydı. İnsan doğası aynıydı; dili, dini ne olursa olsun, yaşadığı yer nerede olursa olsun her yerde aynıydı. O’nun üzerine oynanan oyunlar da aynıydı.

Previous:

Yedi Sin

Next:

Kalbim Tebriz’de Kaldı

You may also like

Post a new comment