Yol Boyunca

04 Nisan of 2011 by

Yollarda, 2008.

Yol boyunca algıma çarpan birbirinden güzel ve birbirine benzemeyen, anı anından değişik birçok güzel manzara gördüm. Gördüğüm renklerdi, gördüğüm Tabiat Ana’ydı, doğal olandı…

İçime birçoğu yazıldı. Gündoğumları gördüm, gün batarken mavinin kırmızıyla buluştuğu, kucaklaştığı, birbirine sarıldığı,

Bir nehrin yeşilden turkuvaza dönen mavisine daldım,

Bir mavinin denizle buluştuğu yerde dolaştım,

Kıvrıla kıvrıla giden bir yola yukardan baktım, kimi zaman o yolda bir nokta oldum,

Tepeden vadiye bakan bir kayanın dibinde oturdum, tıpkı o kaya gibi kıpırdamadan,

Bir vadinin derinden gelen sesine kulak verdim,

Karlı bir dağın bembeyaz dünyasında üşümeyi hissettim, üşümenin bu kadar güzel olduğunu unuttuğumu hatırlarken,

Bulutların dağlara doğru uzandığını gördüm,

Çölde etrafta dikenler varken o bembeyaz yapraklarını açmış çiçeğe dokunmaya kıyamadım,

Yüzüme dokunan, saçlarımı okşayan rüzgâra kendimi bıraktım,

Gün batarken güneşin yavaş yavaş gökyüzünü kızıla boyadığı o büyülü anda kızılın sarıya, sarının kırmızıya, kırmızının koyu maviye ardından karaya dönüştüğüne tanık oldum,

Otların rüzgârla dans ederken çıkardığı müziği dinledim, ben de dans ettim,

Otobüs geçerken yaşamların içinden rüzgârın gövdesini yola doğru eğmesine izin vermiş o ağacın mütevazılığine saygı duydum,

Çölde kayaların ve kumların arasında olmaya inat, dans edermişçesine duran ağaca hayran kaldım,

Çimenlerin yeşilinde kayboldum, ben de yemyeşil oldum,

Mavi göğün altında, ulu dağların yamacında, yemyeşil ovaların kenarında, rengârenk çiçeklerin arasında, boylu boyunca uzanan toprağın üzerinde ne kadar şanslı olduğumu hatırladım…

Tüm bunlara bakarken ne kadar güzel olabildikleri karşısında gözyaşlarıma engel olamadım. İçimden dolup dolup taşan o hisle beraber bu anın ne kadar da özel olduğunu bildim…

Bir kaya olmak, bir böcek olmak, bir ot olmak, rüzgâr olmak, ateş olmak, su olmak, çiçek olmak, yağmur olmaktan bahsediyorum…

Ve şaşırmamak mümkün değil; her şey ne kadar da sade, yalın, basit ve olduğu gibi. Ne kadar gerçek ve temiz…

Sevgili Doğa, varlığımın önemsizliğinin bilinciyle karşında saygıyla eğiliyorum…

Sana inanıyorum, kendimden önce…

İnsanın yaptığı her şey ne kadar güzel olursa olsun, senin karşında bir nokta gibi. Gerçek olan sensin…

Vermen gerektiğinde veren, alman gerektiğinde alansın.

Bitmek bilmeyen topraklarından büyüyen tohumlarla insanlara yiyecek veriyorsun,

Rüzgâr o tohumları dağıtıyor,

Su besliyor,

Hava döllüyor,

Ateş pişiriyor,

Hava veriyorsun nefes almamız için,

Su veriyorsun içmemiz için,

Ateş veriyorsun ısınmamız için,

Verdiğin her şey için minnet duyuyorum

Sevgi duyuyorum

Saygı duyuyorum

Sana hissettiklerim büyük çok büyük anlatamıyorum,

Sana sahip olduğunu sanan insanoğlunun cehaleti karşısındaki sessizliğini ve bilgeliğini görüyorum…

Eşyalara, evlere tapmak sen dururken, dağlar dururken, ovalar, vadiler, denizler, çağıl çağıl akan sular dururken

Cehaletimiz ne büyük ne de büyük…

Senin büyüklüğün karşısında insanoğlu ne kadar da küçük…

Previous:

Yolculuk ve Müzik

Next:

Doğu ve Batı

You may also like

Post a new comment