Yol Haritası

01 Haziran of 2011 by

Bhagsu, Dharamsala, 02 Kasım’06

Orsella bulunduğumuz yere yakın bir yerden bahsetti; Dharamkot ve nefis bir vadiden; Bhagsu Vadisi…

Oraya gitmek üzere yola çıktık. Hava serin. Üstümüze bir şeyler aldık. Yürüyoruz. Uzun ince, nefis manzaralı bir yol. Yan taraf uçurum, yürünesi bir toprak yol…

Bir saate yakın bir yürüyüşten sonra yol, sık ve ulu ağaçların gökyüzünü kapattığı bir hale büründü. Renk koyu yeşile döndü, hiç görmediğim kadar çok maymun fark ettim ağaçların dallarında. Onlar da bize bakıyorlardı…

Önünden geçtiğimiz ‘Tushita Meditation Centre’ yazan bir tabelanın önünde durdum. Orsella’dan Hollandalı bir çiftin yıllar önce buraya yerleşerek, ormanın içinde bir eğitim alanı oluşturduklarını, Budist felsefenin tanıtımı ile birlikte Tibet meditasyonları ve yogayı da içine alan seminer niteliğinde 10 gün süren kamplar düzenlediklerini öğrendim. Maymunların eşlik ettiği dar orman yolundan ilerlerken bu ormanın içinde bir süre yaşamak fikrinin karşı konulamaz çekimine kapılmıştım bile. Bir süre durdum, maymunları izledim, fotoğraflarını çektim.

Bilgi almak ve tanışmak üzere içeriye girdik. Güler yüzlü, rahip gibi giyinmiş, saçlarını kesmiş, Tibetli olmadığını anladığım ve Hollandalı olduğunu öğrendiğim çok konuşan bir adamla selamlaştık. İngilizcesi hem çok akıcı hem de aksanı değişikti. Onu anlamaktaki direncime rağmen duyduklarım karışık geldi. Orsella bana yavaş yavaş çevirirken konuşmanın sonunda kampa katılmaya karar verdiğimi söyledim. Şöyle bir durdu. İngilizcemin yetersizliği nedeniyle kursu anlayamayacağımı ve tekrar düşünmemi önerdi. Budist felsefeyi bildiğimi, meditasyonlar içinse zaten dile gerek kalmadığını söyledim. Peki dedi. 3 gün sonra başlayacak kampa adımı yazdılar. Manastırda daha uzun kalmak istiyordum ama burası geçip gidebileceğim türden bir yer değildi…

Orsella orda çayını içerken ormana daldım, maymunların içine. Yaşlı ağaçların, koyu yeşilin, kuşların, maymunların, ağaçların arasında varmış, yokmuş gibi duran odaların bana hissettirdikleri üzerine yoğunlaştım. Böylesi bir yerde yaşanmaz mıydı? Yaşanılan yerin etkilerinin üzerimizde bıraktığı izleri düşündüm. Şehirlerde yaşamanın yüklediği kirliliği daha çok hissettim. Kendimi, kendi yaşamımın dışına atma içgüdümü ve onu izleme cesaretimi düşündüm ve beni bu ana taşıdığı için kendime teşekkür ettim…

Etrafta ağaçlarda dua bayraklarını gördüm. Fikir de güzeldi, görüntü de. Orsella’nın yanına geri dönerken burada kalmak için sabırsızlanan yanımı bir kenara bırakıp manastıra olan sevgim üzerine yoğunlaştım. İkisi de birbiriyle kıyaslanmayacak ölçüde kalmak istediğim yerlerdi. Ve ikisinde de istediğim kadar kalabilirdim. Zaman önemli değildi. Yeteri kadar zamanım vardı, zamanımı azad ettiğim günden bu yana…

Oradan Bhagsu Vadisi’ne yöneldik. Vadiye doğru giren patika yolu fark etmeden önce vadinin derinliğinin büyüsüne yakalanmıştım. Orda durup izledim bir süre. Orsella bir yer bulup oturdu, yorulmuştu. Bir süre böyle kalmak istediğini, ilerde başlayan patika yolu takip edersem beni güzel bir çağlayana götüreceğini söyledi. Ayrıldık. Patika yola girdim. Yer yer daralan yer yer genişleyen bir toprak yoldan vadinin derinden gelen sesine kulak vererek bir süre yürüdüm, durdum, ta ki karşıdan coşkuyla akan suyu görene dek…

Yanından geçtiğim bir kaya üzerindeki yazılar dikkatimi çekti. Yolu buradan geçenler bir işaret bırakmıştı, bir isim, bir ifade, bir resim. Durdum, baktım ve ben de adımı yazdım…

Suyun yanına gittim. Oradaki kayaların birine oturdum, suya ayaklarımı soktum, sanki bir tablonun içinde gibiydim, soluk kesecek kadar güzel bir tablonun…

Vadiler ne kadar güzel, dinlemek istersen sana söylüyorlar, her şeyi; dinginliğin, sessizliğin içine yeterince bırakabilirsen kendini…

Her şey olduğu gibi; bir tek insan ‘olmadığı’ hallerden ‘olduğu’ hale doğru yol alıyor. Ne ilginç. Ve ne kadar yorucu; insan olmak zor. Düşünmeden edemiyor insan; sınırlar kimler için önemlidir? Kim sınırların ötesini hayal eder? Sahip olma arzusundan elindekileri vermeye doğru yol alan ne? Farkında olmadan üzerine aldığın sorumluluklardan kurtulma isteğine seni götüren şey ne? Sınırlara gerek duymayan ne? Hayatın içine doğru gitmek isterken bir yanın, hayatın kenarında duran diğer yanın da ne?

Bazen elinde tuttuğun bir yol haritan yoksa ve nereye gideceğini bilmiyorsan, kendi içinde kaybolmuşsan eğer en iyisi yollara düşmek belki de, yol haritasını an be an dokumak, çizmek…

Benim yaptığım da bu; kendi yol haritamı çizmek…

 

 

Previous:

Mum Işığı

Next:

Umursamamanın Dayanılmaz Rahatlığı

You may also like

Post a new comment