Yol Komikleri

01 Nisan of 2011 by

30 Mart 2009, Antalya

Ankara’dayım. Vize işlemleri için, beklediğim aralardan birinde bir sinemanın önünden geçiyorum, eh bir film izlesem fena olmaz deyip içeri girdim. Sinema tabelasını gördüğümden eminim emin olmasına da içerde sinema filan göremediğim gibi soracak birini de bulamadım. O arada önüme denk gelen bir çaycıya nerde olduğunu sordum, beni şöyle bir süzüp gişenin yerini gösterdi.

Anlam veremedim, neyse gişeye doğru yönlendim. Gişedeki adama filmin kaçta olduğunu sorunca ondan da aynı acayip bakışı aldım, bana çok abes bir de cevap verdi; “aile yerimiz yoktur.” İyice şaşırdım, düşünüyorum, sinemada da aile yeri yeni mi icat oldu diye. Sonradan fark ettim, etraftaki çıplak kadın afişlerini görünce…

Suriye’de bir otobüsteyim. Otobüs Palmyra’ya doğru gidiyor, garajdan önce inmek istedim. Şoför istemeye istemeye durdu ve arkamda çanta kapıdan geçmeye çalışıyorum. Çanta takıldı, inemiyorum bir türlü. Arkadan biri seslendi; “yallah Türk yallah” diye.

Daniel’la Aswan’da kalabalık caddelerden birindeyiz, yürüyoruz. Nerelisin sorusundan o kadar bunalmış ki aynı soruyu soran birine, biraz duraksayarak Mısırlı olduğunu söyledi. Adam ardından öyle bir cevap verdi ki hazırcevaplılığını hem takdir ettik hem de gülmekten yerlere yattık; “ooo, welcome to Mexico…”

Odayı paylaştığım Masa adında bir Japon geceleri uykusunda öyle bir dişlerini gıcırdatıyor ki her birimiz uyanıp bakıyoruz, ses nerden geliyor diye. Herhalde dişlerden geliyor olamaz diye düşünmek istiyoruz ama eminiz de. Sabah espriyi patlattık; “biraz daha uyanmasaydın bir sürü Mısırlıyı dövmeye çalıştığını ama onların seni dövdüğünü düşünüp yardıma geliyorduk” diye. Çocuk mahcubiyetinden bir daha dişlerini gıcırdatmadı…

Bir sabah uyandım. Öyle dalgın ve yorgunum ki belki saniyelik bilmiyorum nerde olduğumu unuttum. Hatırlamaya çalışıyorum, hatırlayamıyorum. Saate bakıyorum ama konunun saatle ilgisi yok. En son nerde olduğumu anımsamaya uğraşıyorum o da olmuyor; öyle etkilendim ki o andan herhalde rüya görüyor olmalıyım diye düşündüm. Olur ya insan asılı kalır bazen, kafa çalışmayı bir an durdurur, öyle bir an yaşadım…

Dahap’da – Mısır – bir müzik dükkânındayım. Dinlemek üzere çekildiğim kimi müzikleri arıyorum, raflarda. Öyle bir oldu ki cidden nasıl olduğunu anlayamadım; önümdeki raftan bir sürü CD yere düştü, onları tutmaya çalışayım derken alt raflardakilere dokundum, onlar da yerde. Bir taraftan adamın tepkisini merak edip başımı arkaya çevirmeye uğraşıyorum, diğer yandan özür dilemekten helak oldum. Ahmed’in güldüğünü görünce ben de başladım gülmeye. Mahcubiyetimden epey bir alışveriş yapıp öyle çıktım dükkândan…

Daniel’la bir lokantadayız, baştan pazarlık edip balık söyledik. Balıklar geldi. Derken etrafımızı bir sürü kedi sardı, masaya biri çıkıyor, onu indirmeye çalışırken öbürü geliyor. Hepsiyle baş etmenin imkânı yok. Öyle söz tutmaz cinsten kediler ki gözleri dönmüş gibiydiler. Çareyi hepsine birer parça verip hep beraber yemekte bulduk. Ardından hesap geldi. Garsona gülerek dedim ki; “kedilerle beraber yedik, onların yediğini hesaptan düşmeniz lazım” diye. Adamın verdiği cevap hem zekiceydi hem de komik; “iki kişilik bilet kestik. Eğer kediler de yediyse o halde 100 Paund fazladan ödemeniz lazım…”

Palmyra’dayım (Tudmor). Bedevi çadırlarından birinde yaşadığım o hoş akşamüzeri sonrasında bir akşam çadırda aile ile beraber kalmak istedim. Yemek yapmamalarını, yemek getireceğimi de ekledim. Çok sevindiler. Ertesi akşam niyetim otelden ayrılıp çadıra gelmek. Bir gece daha kalıp Palmyra’dan ayrılacağım. Çantamı sırtlandım, antik şehre giden yoldan yürümeye başladım. Derken önceden sipariş ettiğim yemeği almak üzere lokantaya uğradım. Yemek hazır değil, bir saate yakın bekledim. Diğer taraftan söz verdiğim saatte gidemiyor olmanın da sıkıntısı içindeyim. Öte taraftan lokanta Bedevi lokantası olduğundan adamlar benim bir çadıra doğru gitmekte olduğumu sezip sanıyorum kıskandılar.

Derken otelimin haberi oldu. Nasıl oldu anlamadım ama polis devreye girdi. Çadırda kalmanın güvenli olmayacağını söylediler. Ve o akşamı bana zehir ettiler. Yemeği aldım, parayı ödedim. Otele geri dönüyorum diyerek aralardan derelerden çöle girip gecenin karanlığında çadırı aramaya başladım. Antik şehrin hemen arkasında bir yerde biliyorum ama çadırı bir türlü bulamıyorum. Birkaç çadır daha var ancak kimseye görünmek, dikkat çekmek istemiyorum. O akşam sırtımda çanta, elimde yemek olduğu halde dolandım, dolandım ama sanki yer yarıldı da çadır içine girdi. Bulamadım, ardından pes edip yorgun argın otele geri döndüm. Ertesi sabah erkenden yemeği götürüp özür diledim, bir çaylarını içip Palmyra’dan ayrıldım…

Previous:

İz Bırakanlar

Next:

Yolculuk ve Müzik

You may also like

Post a new comment