Yola Çıkış

26 Aralık of 2010 by

Yine çıkmam lazım; yol beni çağırıyor ve sessizce o çağrıya uymaktan başka seçeneğim olmadığını biliyorum…

Son anda verdiğim bir karar değişikliği ile Antakya’dan; bildiğim topraklardan çıkıp bilmediğim bir yola doğru Suriye, Ürdün, Lübnan ve Mısır’a doğru gidiyorum…

Nerede kalacağıma, ne kadar kalacağıma o an karar vereceğim; planlar, programlar bana göre değil zira. Yola çıkmak yeter, gerisi kendiliğinden gelecek biliyorum ve içimde kapanan o şey yavaş yavaş açılacak.

Otobüs yolculuğunu severim. Bir yerden bir yere karayoluyla gitmek bana zevk verir. Coğrafyanın değiştiğini görürüm, insanların değiştiğini, kültürlerin değiştiğini. Ve aslında değişikmiş gibi görünen şeylerin ardındakinin ayni olduğunu görürüm: insan…

Bir şeyleri geride bırakmak hissi sarar ve o his sizi götüren yakıttır iste. O yakıtsa işaretleri takip eder; an be an nereye gideceğinize, nasıl gideceğinize dair.

İnsanlara gülümsemeye çalışırım. Çok fazla iç içe girmeden, konuyu fazla uzatmadan konuşmaya özen gösteririm. Zira birilerine çok fazla yaklaşmanın hele de yollarda çok da sağlıklı bir yani olmadığını gördüm. İnsanlar yârdim ederler etmesine de onlara kendinizi borçlu hissetmenize neden olabilirler. Bu benim uzak durmaya çalıştığım bir durumdur. Ben daha çok izlerim insanları, evleri, yolları, yaşamları. Ucundan, kıyısından geçmeye çalışırım. Bazen de öyle zamanlar olur ki, içlerine girmek de güzeldir, evlerine konuk olmak, bir dilim ekmeği, bir yudum çayı paylaşmak ve ellerinde ne varsa sunduklarına tanık olmak. Vakti zamanında hoşça kal demeyi bilmek kaydıyla.

Tabii ki bilmediğimiz bir yer, durum ve koşullarla ilgili hepimizde bir önyargı mevcuttur, bu ister istemez kulağımıza gelen politik ve gerçeği yansıtmayan şeylerdir genellikle. Bu nedenle bir yere ayak bastığım zaman olabildiğince kendi gözlerimle bakmaya ve baktığımı görmeye çalışırım. Kendi duyularımın bana ilettiğini yorumlarım. Ve sezgilerime güvenirim. O zaman algıladığınız şey bir yerde size ait olur. Başkalarının izlenimlerini, görüşlerini tekrarlamamış olursunuz. Ve yaşadığınız deneyimler özgün olur. Neye baktığınızla, nasıl algıladığınızla ilgili olarak farklı olur. Herkes ayni şeyi görmez, ayni şeyi yaşamaz. Çünkü dikkat ettiklerimiz ayni değildir. Seçimlerimiz ilgi duyduğumuz şeylere göre değişir. O nedenle yolculuklarda kendi hislerinize güvenin, kendinizin yanında olun derim. Bu özgüvendir ayni zamanda; onu büyüten, geliştiren yaklaşımdır.

Başkalarının yolları başkalarına aittir. Ve yaşam denen şey zaten kendi programında akmaktadır. Ve bu akan şeyin içinde bir yolcu olduğunu hatırlamak sadece kendi hayatinizi ve süregelmekte olan hayati bir kenara koyup yollara düşmekle mümkündür. Zira kendi hayatımızda dâhil olmak üzere bir şeylere dışardan bakmak bildik sınırların dışındayken daha kolaydır. O zaman hayretle fark ederiz; insanların yasam denen bu yolculukta yolcu olduklarını çoktan unutup bir robot edasıyla ödev ve görevleri peşinden oradan oraya sürüklendiklerini..

İste yolculuklar bunu fark etmemizi sağlar; yaşamını sorgulatır insana. Nerden gelip nereye gittiğini, ne yaptığını aslında ne yapmak istediğini hatırlatır. Ben yollarda bunu gördüm; zamanın çarkını. Bir döngüde yaşadığımız gerçeğini. Ve o yalana bütün ömrümüzü verdiğimizi.

Yolda ise bir şey yapmak, vakit doldurmak bir süre sonra anlamını yitirmeye başlar. Anda yaşamaya başlarsınız kendiliğinden. Sonra yine zamanın çarkına girer insan. Zira alışkanlıklar ve şartlanmalar öyle kolay kolay bırakmaz yakamızı, bildiğimiz sürekli tekrarladığımızdır ve tekrarlanan şey bildiğiniz üzere güçlenir. Yaşamımızda güçlenen şeyler de biz onları bırakmak istesek bile kolay kolay bu nedenle bizi bırakmazlar; bu fark ediş de yolculukların başka bir armağanı; neyi güçlendirdiğimiz. Bunun üstüne düşünmeye değer.

Sürekli bir yerde takılı kalınca insan, içinde bulunduğu ve gözünün önündeki güzellikleri görememeye başlar. Oysa yolculuk esnasında gördüğünüz güzel bir yer sizi içinde bulunduğunuz çukurdan çekip çıkarıverir. Psikolojimiz, her zaman bir yere, bir insana, bir şeye bağlı olmak arzusundadır. Bu bizi maceradan, yeniliklerden, uzaklardan ve hareket halinde olmaktan alıkoyar. Yakındakini görmek için uzaklaşmak, uzaklara gitmek gerek. Kendimizden kopmak, şifalaşmak, yenilenmek ve farklı açılar yakalamak için.

Ne de olsa yollar yürüdükçe değişir.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Dua

Next:

Yolun Anlattığı

You may also like

Post a new comment