Zanaatkâr Okulları İle ‘Yaşasın Zanaatkârlık’

29 Haziran of 2011 by

Çoğunlukla ‘yok olmak / tükenmek üzere’ ya da ‘yok oldu / tükendi’ ibareleriyle beraber andığımız çok önemli bir kavramdır zanaatkârlık…

Anadolu’nun nice yerinde elleri nasır tutmuş ancak ruhu nasırlaşmamış, yüzündeki kırışıklıklara rağmen işine olan sevgisini hiç yaşlandırmamış, küçücük atölyelerinde bazen bir çırağa ustalık yapmış bazen yalnız ter dökmüş, emekçi insanlar, zanaatkârlar vardır. Birçoğundan ya ‘Buradaki son ustayım’ ya da ‘Burada kalan son birkaç ustadan birisiyim’ cümlesini duyarsınız buruk bir söylemle. Yılların yorgunluğuna rağmen yaptığı işin inceliğini genç nesillere aktarma heyecanını içinde taşıyan ender insanlardandır onlar… Ayrıca bu ‘öğretme hevesine’ ve bu kadar çok ‘işsizliğe’ rağmen hiç ‘öğrenme heveslisi’ bulamayan ya da bulmakta zorluk çekenler de onlardır yine…

Günümüz koşullarında pek tabii ki tüm zanaat dallarının yaşaması ve yaşatılması mümkün değil. Çünkü birçoğunun kullanım alanları öldü artık. Ancak kullanım alanı halen olmasına rağmen yok olmaya yüz tutanlara ya da yok olanlara acımamak da mümkün değil. Örneğin ‘bakırcılık’… Bakır güveçte pişmiş bir yemek, bakır cezvede köpüklü bir Türk kahvesi, bakır sahanda kızarmış bir yumurta veya bakır tavada pişmiş bir su böreği düşünün. Bir de teflon ya da çelik tencere, tava, cezvede pişenleri… Eminim çoğunluğun tercihi bakır kaplarda pişenlerden yana olur. Birinci neden ‘lezzet’, ikinci neden ‘sağlık’ farkıdır. Aynı şey toprak güveçte pişmiş bir yemek için de geçerlidir ki burada da ‘çömlekçilik’ zanaatının önemi ortaya çıkar. Toprak güveçte kuru fasulye, mercimek çorbası ve daha nicelerinin hem lezzeti hem sağlığı tartışmasız. Önemli bir başka fark ise bu ürünlerin ‘geri dönüşümü’. Teflon bir tavanın, çelik bir tencerenin ömrü bittiğinde çöpe atılırken bakır ürünlerde durum tam tersi. İki – üç senede bir kalaylatmak demek bakırların ilk günkü haline dönmesi demek. Dolayısıyla bakır kaplara ‘sağlık’ unsurunu yükleyen ‘kalaycılık’ zanaatının canlanması demek. Bakır ürünler torunumuzun torununu hatta daha da ötesini görecek kadar uzun ömürlüler demek. Eskiyince atılmalarını geçtik; ‘antika’ sıfatını alıp, değerli birer eşya haline geliyorlar. Aynı uzun ömürlülük çömlekler için de geçerlidir. Ömürleri dolduğunda topraktan gelip toprağa gidecek kadar da doğaya zararsızdırlar. Yok olmaya yüz tutan bu zanaatların sağlığımız ve doğa için ne kadar önemli bir yere sahip olduğuna bakınız.

Önemli, özel ve zarif zanaatların yaşatılması için öncelikli unsur yine ‘eğitim’ oluyor. Tam burada eğitim alanında bir eksiklik kendini gösteriyor hemen: Zanaatkâr Okulları… Bakırcılık, çömlekçilik, çinicilik, seramikçilik, cam işlemeciliği, taş yontuculuğu, ahşap oymacılığı, halıcılık, kilimcilik, keçecilik, ipekçilik, sabunculuk, mumculuk, sepetçilik, hasırcılık ve daha onlarca zanaatın çoğunluğu turistik, dekoratif, hediyelik eşya üretimi yapmaktan ileriye gidemiyor. ‘Sağlıksız’ ve ‘dayanıksız’ olmalarına rağmen Çin, Hindistan gibi uzak doğu ülkelerinden gelen ürünler ‘ucuz’ oldukları için ne yazıktır ki daha çok talep görüyorlar.

Belirttiğim zanaatlara ve bunun gibilere yönelik eğitim veren kurumlar olmasına rağmen bir elin parmaklarını geçemiyorlar. Birkaçı için akademik eğitimler veriliyorken, kalan çoğunluk yalnızlığına terk ediliyor. Bu zanaatların yapımına en uygun bölgelerde, yörelerde açılacak ‘akademik eğitim’ veren ‘Zanaatkâr Okulları’nın o bölge insanına açacağı iş kapılarını düşünün. Geleneksel çizginin inceliği ve büyüsünden kopmadan, modern yaşam çizgisiyle harmanlanan ürünlerin yapımı için küçük – orta büyüklükte birçok işletmenin açılmasına olanak sağlandığını…

‘Made in PRC’ yazanlara tenezzül edilmeyeceğini ve o ürünlerin ağlayacağını… Kendi ülkemizde kendi ürettiklerimizi kullanırken, dünyanın her yerine de gururla ihraç edebildiğimizi… Sonucun güzelliği ortada. Fazla söze ne hacet…

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

‘Bedava Dünya Turu’ Yapmak İçin ‘Sadece Dinle’; Nirvana’ya Ulaşmak da ‘Yanında Hediye’

Next:

Birbirine Yakışan Çiftler: ‘Doğa ve Sanat’, ‘Ayşen ve Cemil Erte’

You may also like

Post a new comment